Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan belirli bir yaşa gelip de geçmişine dönüp baktığında, yaptığı saçmalıkları değil, yapmaktan kaçınmış olduğu olası saçmalıkları hatırlıyor. "Yapsaydım nasıl olurdu acaba?" sorusunun cevabını bilememenin merakıyla.
Günümüz dünyasında persona, insanın günlük hayatını sürdürebilmesi için zorunludur. İnsanlarla iyi geçinmemizi, hatta hoşlanmadığımız kişilerle birlikteyken gerçek duygularımızı belli etmememizi sağlar. İnsanın çıkarlarını korumasına ve biçimsel başarıya ulaşmasına yardımcı olur. İnsanlar, özellikle çalışma hayatında bu maskeyi neredeyse sürekli kullanırlar, akşam eve gidince çıkarırlar. Birçok insan ikili bir hayat sürdürür, bunlardan biri personanın egemenliğindedir, diğeri onun içgüdüsel dünyasının ihtiyaçları doğrultusunda yaşanır. Bir insanın birden fazla maskesi olabilir. Çalışırken kullandığı maske, evdeki maskesinden farklıdır. Sosyal yaşantılarında üçüncü bir maske kullanabilir. Böylece, değişik durumlara kendini uyarlamaya çalışır. Aslında, bu maskelerin varlığı öteden beri bilinen bir olgudur. Ancak, bunların doğuştan var olan arketiplerin bir anlatım biçimi olduğunu tanımlayan kişi Jung olmuştur.
Personanın insana sağladığı yararların yanı sıra zararı da olabilir. İnsan sürdürdüğü kimliğe kendini çok kaptırır ve egosu yalnızca bu rolle özdeşleşirse, kişiliğin diğer bölümleri bir yana itilir. Böyle durumlarda kendine yabancılaşır ve aşırı gelişmiş personasıyla, kişiliğin az gelişmiş bölümleri arasındaki çatışmadan ötürü sürekli bir gerilim yaşar. Egonun persona ile özdeşleşmesine "şişme" denir ve insanın kendisini aşırı önemsemesi görüntüsüyle ortaya çıkar.
Teilhard de Chardin: "Hayat nasıl olur da dışarıda determinizme saygı duyarken, kendi içinde özgür davranabilir? Bunu belki bir gün daha iyi anlayacağız," demişti. Çünkü özgür bir insanın kararlarının akılla bağlantılı olduğunu savunan alışılageldik görüşler, Zohar'ın deyimiyle "...seçim ve özgürlüğün doğasını görmezden gelmemize neden olmuştur. Çağdaş fiziğin tanımladığı özgürlük, aklımızın gücüne dayalı bildik inanç sistemimize hiç de uygun değildir." Aldığımız kararlara eşlik eden "niçin"in "çünküsü yoktur. Tam tersine, "çünkü"yü açıklayan mantığın oluşmasına neden olan şey, yapmış olduğumuz seçimdir ve bir seçim yaparken, o seçimi yapmış olmamıza bir de neden yaratırız. Seçim, Kierkegaard'ın vaktiyle "kader sıçraması" dediği yoğun bir özgürlük anında yapılmıştır. Bu nedenledir ki varoluşçu psikiyatri "neden"lerle değil, "nasıl varolmakta olunduğu"yla ilgilenir.