Ben hayatım boyunca yüzlerce kitap okumuş olsam da Yüzüklerin Efendisi hariç hiçbir kitabı tekrar okuma isteği duyduğumu hatırlamıyorum. Evet, çok güzel kitaplar okudum ki bunlardan illa ki bir kaçı tekrar okunmaya değer olsa da hiç buna dair bir adım atmam olmadı. Yani bu kitaba kadar.
Kitabı okumaya başladığımda nasıl aktığını anlamadım zamanın. Zamanın bir portresini çizen bu eser beni gerçekten dünyadan koparıp, akrep ve yelkovanın duygulardan duygulara savurduğu bir yaprağa döndürdü. Hiç yorulmadım, hiç sıkılmadım, hiç bırakmak istemedim. Sanki yiyip yiyip doyduğunu anlamayan keçi gibiydim.
Harika bir yazım dili, harika karakter tasvirleri, harika bir anlatım, harika duygu aktarımı, harika betimlemeler. Her şey harika. Şairliğin getirdiği bu esnek kelime kullanımı o kadar hoş ki sürekli insan olduğunu hatırlatan bir uyaran sanki.
"Hiçbir şeyin birbirini tutmadığı ve her şeyin en şaşırtıcı şekilde birbirine bağlı olduğu bir dünyada, bilmediğimiz bir yerde kopan bir fırtınanın getirdiği enkazdan yapılmış bir panayırda imişim gibi yaşamaya başladım. Bu fırtına nerede kopmuştu? Hangi tuhaf ve zıtlarla dolu âlemleri yağma etmiş yahut nasıl karmakarışık bir armadayı böyle didik didik savuşturmuş ki bize kadar getirip önümüze yığdığı şeylerin hiçbirini asıl kendi çehrelerinde tanımamıza imkân yoktu. Her şey bir hokkabaz şapkasından çıkar gibi birbirinin peşinden birbirine takılı geliyordu. Bu yaşanırken çok rahat, sonradan üzerinde düşünülünce bir kâbus gibi sıkıcı bir şeydim."
Kitap, üç dönemde geçiyor ve bu üç dönemde kahramanımızın başına gelenleri, daha doğrusu kendi tabiriyle talihsizlikler silsilesini anlatıyor. Her neyse, kitap üzerine tahlil yapmak istemiyorum. Hala benim için bu kadar taze ve hissettirdiği bu kadar yakınken bunu yapmak hiç içimden
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ve ben kendime geliyordum. Kararlar, yeminler, ahitler, karanlıkta dökülen göz yaşları birbirini kovalıyordu. Fakat ne faydası vardı? Ne yaşadığım hayatı beğeniyor, ne yenisine gidebilecek kudreti kendimde buluyordum. Her şeyden düpedüz kopmuştum. Çocuklarıma karşı beslediğim acıma hissinden başka etrafımla hiçbir bağım yoktu. Her şeye, herkese sadece katlanıyordum. Sokağa adımımı atar atmaz, kendimi bir yığın muvazaanın, gafletin esîri görüyordum ve bulunduğum yerden, yaptığım işten gayri her yer, her şey bana erişilmez şekilde güzel ve harikulade görünüyordu.