Anlıyorum ki insan beyninde hiç beklemediğin anda, hiç beklemediğin bir şey, o ana kadar hiç fark etmediğin bir kapıyı aralayabiliyor.
Ama artık her şeyin farkındayım. Bu farkındalıkla ruhumda kocaman bir yara açılıyor...
Aşkları bile anlamsız, hayatlarında sadece tensel hazlar olan, kişilik sorunlarına teslim olmuş, duygularını dinlediklerini, onların emrettiği şekilde yaşadıklarını savunarak vicdanlarını rahatlatan, bu rahatlamayla başka hayatları yok etmeyi, kişilikleri ezmeyi, hatta bunu insanın gelecekte bile her yaşadığıyla hatırlayacağı bir yara haline getirene kadar uzatmayı umursamayan birileri. Bu birileri yüzünden yüzlerce, binlerce insan ruhunda yarayla yaşamak zorunda kalıp, güvensiz, kuşkucu, mutluluğundan bile şüphe eden kimseler haline geliyor. Tek gerçek aşk mutluluğunu, bu duyguları tanımadan yaşayabiliyor insan. İlk aşkta...
...bir daha aynı tadı alamayacağımı, bunları unutamayacağımı biliyorum.
Bir kez tattın mı ihaneti, sonraki mutlulukların bile eksik artık.
O yoktu, hiç olmadı. Bir adam yaratıp ona aşık oldum ben.
... Paylaştığımızı zannettiğim ne varsa, bir anlık ve çok şiddetli bir sarsıtıyla enkaz halini alıverdi. İşte korkularım ve çaresizliğim yüzünden görmezlikten geldiğim, hep inkâr ettiğim, şu ana kadar bile tanımazlıktan geldiğim gerçekler yüreğimi buruşturuyor. Kendim belirleyemedim hayatın kurallarını, kendim gibi yaşamaya direndim, fakat hiçbir olayı yönlendirme yeteneğini gösteremedim. Cesaret edemedim belki de... Şimdi tüm cesaretimle, kırgınlığımın oluşturduğu güçle belirliyorum sonunu... Bir hayalmiş benim inandığım dünya. Yalan söylemenin çok zor bir şey olduğuna inanarak yaşamışım ilişkimi. İnsanların göründüğu gibi olduğunu, yüzlerine yansıttıklarının yürekleri olduğunu sanmışım bunca zaman. Insana insanın zarar verebilmesi, düşünce olarak bile geçmedi hayatımdan.