Tolstoy, okumayı her zaman sevdiğim bir yazar olmuştur. Onun romanlarında insan ruhuna temas eden pek çok tema görmek, insanların görünen yüzünün altındaki kırgınlıklarını, yaralarını, siyahlarını ve beyazlarını, zihinsel süreçlerini okuyucuya hissettirmek bence onu farklı yapan büyük bir meziyeti. Diriliş kitabındaki ana karakterimiz olan Prens Nehlüdov da bende böyle bir etkiyi uyandırıyor. Bence Nehlüdov, hep grilerde geziyor. Çocukluğu, gençliği, yetişkinliği... Her döneminde içinde bir mücadele var, kendi kuyruğunu kovalayan bir kurt gibi, bazen iyiliği, bazen kötülüğü kazanıyor ama o mücadele hiç bitmemiş. Hayatı boyunca sürüyor. Aslında bu hepimizi de yansıtmıyor mu? Kitap aslında Nehlüdov'un yaptıklarını düzeltmeye çalışmasını anlatıyor, karanlıklarını telafi etmeye çalışmasını. Hayatına bir anlam kazandırmaya çalışıyor Nehlüdov, ancak bu çabada bile insanın içine oturmayan bir bencillik hissediliyor. Sanki karakterin hiçbir hareketi ne saf iyi, ne de saf kötü. Bunu yaparken de tabi ki karakter Çarlık Rusya'sındaki hukuk sistemi ile de bir mücadele içerisine giriyor, sistemin amacı, ahlakiliği ve işleyişi üzerinde büyük şüphelere düşüyor. Ve aslında günümüzde hâlâ tartışılan ve belki de kesin bir cevabı olmayan soruyu soruyor. Kötülüğü merhamet mi durdurur, yoksa güç ve intikam mı.