Sevgili Milena,
Keşke yarın dünyanın sonu gelseydi. Sonra bir sonraki trene binebilir, Viyana'daki kapınıza gelebilir ve şöyle diyebilirdim: "Benimle gel Milena. Birbirimizi tereddüt etmeden, korkmadan ve kısıtlamadan seveceğiz. Çünkü dünya yarın sona eriyor." Belki de zamanımız olduğunu düşündüğümüz ya da zamanı hesaba katmamız gerektiğini düşündüğümüz için sebepsiz yere sevmiyoruz. Ama ya zamanımız yoksa? Ya da bildiğimiz şekliyle zaman önemsizse? Ah, keşke dünyanın sonu yarın olsaydı. Birbirimize çok yardımcı olabilirdik.
Bir vedaya ihtiyaç duyuyor Kafka. Nihayetinde de Milena'ya, "Git." diyor.
Milena'nın hayatı Kafka'nın vedasından ve akabindeki ölümünden sonra tam anlamıyla değişiyor.
Ancak Milena'daki tezahürün ne olduğunu anlamak, aralarındaki hikâyenin bir öyküyü beğenmekten daha derin olduğunu düşünmek istiyor Kafka, Milena da yazdıklarıyla onun bu umudunu besliyor. Ve aşk, kaçınılmaz şekilde başlıyor.
Milena, aynı yalnızlığın içinde. Belki biraz bunu kırmak, belki de kendini keşfetmek için yazmaya başlıyor. Sonrasında yerini anti-faşist, Nazi karşıtı makalelere bırakacak ilk yazıları; moda, gıda, evlilik, çocuk üzerine. Milena henüz derinliğinin farkında değil.