-Oligarşi dediğin düzen hangisi?
-Gelir üstünlüğüne dayanan devlet. Zenginlerin yürüttüğü, fakirlerin hiç karışmadığı düzen.
(...)
- Herkesin altınını biriktirdiği gizli çıkın yok mu, timarşiyi yıkan işte budur. Para harcayacak türlü yerler bulurlar ilkin. Rahatça harcayabilmek için de yasaları bozarlar, sonunda ne kendileri sayar kanunları ne de kadınları.
- Öyle olacak.
- Komşu komşuya özene özene, zamanla, bütün toplum onlara benzer.
-Doğru.
- O zaman kendileri daha zengin, daha zengin olma peşine düşerler, paraya verdikleri değer arttıkça, doğruluğun değeri düşmeye başlar. Zenginlikle doğruluk öyle ayrı şeylerdir ki, ikisini teraziye koydun mu, kefelerin biri hep aşağı iner, öteki yukarı çıkar.
- Öyledir.
-Bir devlette zenginlik ve zenginler baş tacı olunca, doğruluğun ve doğru insanların şerefi azalır.
...Bu devlette bilgili insanların başa gelmesinden korkulacak; çünkü bunlar az çok katışmış; sadeliklerini, sağlamlıklarını yitirmiş olacaklar. Barıştan çok savaş işlerine yarayan daha kaba, daha atılgan insanlar beğenilecek. Kurnazlıklar, savaş ustalıkları değer kazanacak. Hep silah elde dolaşmak âdet olacak. İşte bu devletin kendine özgü yanları da bunlar, değil mi?
- Evet.
- Bu çeşit insanlar, oligarşik devletlerde olduğu gibi, zenginlik tutkusuna kapılacaklar. Tapar gibi sevdikleri altını, gümüşü karanlık gizli dolaplara, hazinelere doldurup herkesin gözünden kaçıracaklar. Bir ine çekilir gibi kapandıkları evlerinin içinde kadınlara ya da diledikleri insanlara zengin ziyafetler çekecekler.
- Çok doğru.
- Parayı büyümsedikleri ve gizli tuttukları için cimrileşecekler. Ama başkalarının malını kendi keyifleri için bol keseden harcayacaklar. Babalarından kaçan çocuklar gibi, kanundan sakınıp hep gizli gizli eğlenecekler; çünkü onlar inandırıcı değil, zorlayıcı bir eğitim görmüşlerdir.
Kaç çeşit insan yaratılışı varsa, o kadar da devlet şekli olacak. Devlet şekilleri meşe ormanlarından, kayalıklardan mı çıkıyor dersin, yoksa yurttaşların her işte ağır basan huylarından mı?
- Felsefeye girecek olan, çalışmada topallamayacak, yani kimi işte çalışkan, kimi işte tembel olmayacak demek istiyorum. Öyle insan vardır ki jimnastiği, avı, her çeşit beden çalışmalarını seve seve yapar da, dersten, konuşmadan, araştırmadan hoşlanmaz. Her türlü kafa işinden kaçar. Bunun tersi olan da gene topal sayılır.
- Çok doğru.
- Doğruluk karşısında topal sayacağımız insan da ne yapar? Bile bile yalan söylemekten iğrenir. Ne kendinde, ne başkalarında bunu hoşgörmez; ama bilmeden yalan söylemeye kolayca katlanır. Bilgisizlikten iğrenmez, çamura yatan domuz gibi, bilgisizliği içinde keyif çatar.
- Öyledir.
- Ölçü, yiğitlik, büyüklük gibi öteki bütün değerler karşısında da doğuştan bozuk olanla olmayanı ayırt etmeliyiz. Yoksa insanlar da, devletler de değerleri ararken kendilerini körü körüne topalların, piçlerin, kötü dostların, kötü devlet adamlarının ellerine bırakırlar.
- Hep olan da budur zaten.
Önce canlı varlıklara, sonra yıldızlara ve sonunda güneşin ta kendisine bakar. İnsan diyalektikle duyuların hiçbirine başvurmadan, yalnız aklı kullanarak her şeyin özüne varmayı ve iyinin özüne varmadıkça durmamayı denediği zaman, görülen dünyanın da sonuna varır, kavranan dünyanın da.