Dune’u bitirdim. Başladığımda büyük bir bilimkurgu klasiği okuyacağımı düşünüyordum, bitirdiğimde ise aslında güç, siyaset, din, kehanet, sömürgecilik ve insan doğası üzerine yazılmış devasa bir destan okuduğumu fark ettim. Frank Herbert sadece bir evren kurmamış; yaşayan, nefes alan ve kendi kuralları olan bir dünya yaratmış.
Arrakis’in acımasız çöllerinden Atreides ve Harkonnen çekişmesine, Bene Gesserit planlarından Paul Atreides’in dönüşümüne kadar her şey büyük bir bütünün parçası gibi hissettiriyor. Dune, okuru cevaplardan çok sorularla baş başa bırakan ve son sayfasını kapattıktan sonra bile zihinde yaşamaya devam eden nadir kitaplardan biri.