Zihnimizin sahip olduğu en büyük beceri belki de acıyla başa çıkmaktır. Klasik yaklaşım bize herkesin ihtiyacı doğrultusunda geçtiği dört kapı olduğunu öğretir.
Birinci kapı uykudur. Uyku bize dünyadan ve onu dolduran tüm acıdan kaçabileceğimiz sığınak sağlar. Bir insan ağır yaralandığı zaman genellikle kendinden geçer. Aynı şekilde tramvatik haberler alan birini bayıldığı olur. Zihin ilk kapıdan işte böyle geçerken kendini acıdan korur.
İkinci kapı unutmaktır. Bazı yaralar kısa zamanda kapanmayacak, hatta belki de asla iyileşmeyecek kadar derindir. Ayrıca bazı anılar o kadar azap vericidir ki onlara alışmak mümkün değildir. "Zaman tüm yaraları iyileştirir" sözü yanlıştır. Zaman çoğu yarayı iyileştirir. Geri kalan bu kapının ardında saklıdır.
Üçüncü kapı deliliktir. Bazen insanın aklı öyle darbe alır ki kendini delilikte saklar. Bu ilk bakışta faydalı gözükmese bile öyledir. Gerçekliğin acıdan başka bir şey getirmediği zamanlar vardır ve bu acıdan saklanmak için zihnin gerçekliği bırakması gerekebilir.
Dördüncü kapı ölümdür. Son sığınak. Öldükten sonra bizi hiçbir şey incitemez. Ya da en azından bize öyle söylenir.
'' Bana ne getirdin '' diye sordu.
''Sen bana ne getirdin'' diye karşılık verdim
Sırıttı.''Armut olduğunu zanneden bir elmam var.''diyerek onu gösterdi.'' Ve kedi olduğunu sanan bir ekmeğim.Bir de marul olduğunu sanan bir marulum.''
''Demek ki akıllı bir marulmuş.''
''Hiç de bile,'' diye nazikçe homurdandı.''Akıllı bir şey kendini marul zanneder mi hiç.'''
''Bir marul olduğu zaman bile mi?'' diye sordum.
''Özellikle o zaman.'' dedi Auri.'' Marul olmak yeterince kötü zaten.Bir de öyle olduğunu düşünmek feci.''Başını kederle iki yana sallarken saçları su altındaymış gibi bu hareketi taklit etti.