Sanki bir Tiyatro eseri izlemeye hazırlanıyoruz. Seyirci koltuğunda oturacak, kahramanlar onun önüne gelecek, heyecanlar ve hiddetler, haykırışlar, hezeyanlar, vahşet sahipleriyle birlikte canlanacaklar.
Cahit Zarifoğlu
Olayı, bütünün içerisinden daha yakından ve çıplak görmek için bir tiyatronun, şehri önemli kisimlariyla içine alabilen, daha çok da olaya mahallini bütünüyle içine alabilen geniş sahnesine taşımamız gerekecek.
Nasılsa kendini kaybetmeyen birinin sesini duymaya başlıyorum. Bu belki bir insan değil. Belki de o şehirde olup bitenleri, gelecek kuşakların iyi anlamaları için, yavaş yavaş ve bulandırmadan anlatan biri. Belki bir mantık, bir akıl. Ama hiçbir zaman "tarih" değil.
Ürkütücü rüyalar gören insanlar, o sabah başlarını Oğuşturarak uyanırlar. Daha da korkunç olan, yataklarının ve odalarının da darmadağın oluşudur. Bir kaç saniye nerede olduklarını hatırlayamazlar. Kendi kendilerine isimlerini söylerler ve kelime-i tevhit getirmeye başlarlar.