Ne temizlik! Yetmiş beş bin Yahudi sürülüyor ya da öldürülüyor, havasız bırakılarak yapılan bir temizlik bu. Ben bu uygulamaya, bu yöntemli sabra hayranım! İnsanın karakteri olmadı mı, bir yöntem bulması gerek.
Zaman zaman bu baylar bıçak ya da tabanca kullanırlar, ama bunu gönülden istediklerini sanmayın. Rol gereğidir bu, o kadar; son kurşunlarını atarken korkudan ölürler. Öyle ama ben onları ötekilerden daha ahlaklı buluyorum, aile içinde, yavaş yavaş yıpratarak öldürenlerden daha ahlaklı.
💭 Bir de siz geçmişi yoklayın, hatırınızda kalanlar hala yanınızda mı? Peki ya yanınızda kalanlar ilerde ne kadar hatırınızda kalacak? Eğer bu soruya cevap olarak verebileceğiniz birileri varsa siz de çok şanslı sayılırsınız. Merak etmeyin! O kişi artık yanınız ve hatrınız. Ne âlâ... Bu soruların cevabı siz olabiliyorsanız.
Mârûzat, Mart 2016
Martin’i tanıyıp da hayran olmayacak kimse yoktur aramızda. Hatta gerçek hayatta bir yerlerde karşılaşıp onunla dost olma hayalleri kuranlar da vardır. Bu büyük ama imkansız olmayan bir beklenti. Çünkü yazarın kendi hayatından yola çıkarak yoğurduğu bir karakter olduğunu diğer inceleme yazılarından öğrendiğimde anladım yabancı bir kahramanla baş başa bırakılmadığımızı.
Kahramanımızın hikayesi burjuva sınıfından bir kadına ilk görüşten itibaren tutkulu bir şekilde aşık olmasıyla başlıyor. O kadına yani Ruth’ a değer bir adam olabilmek için şöhret, para, mevki sahibi olması gerektiğine karar vererek zorlu bir mücadelenin ortasına atlıyor. Amacına ulaşmak için kendisine araç edindiği bu yolların onun hayal ettiği gibi üstünlük ve bilgelikten uzak olduğunu fark ettiği an mücadelesi farklı bir boyuta ulaşarak savaş halini almaya başlıyor.
Bir aşk masalı tadında başlayan romanımız ilerleyen bölümlerde toplumsal ve bireysel alanlarda derin sosyal ve psikolojik çözümlemelerle kafamızda ampul yanmasına sebep oluyor. Hem de ilk bölümlerde manadan yoksun dili nedeniyle yeterli bilgi alamamaktan ve verememekten yakınan dostumuz Martin’in fikirleri ve çatışmaları nedeniyle.
Kitabı bitirdiğimde şu soruyu sordum kendime ‘Martin, analiz yaparken kılı kırk yaran bir akla sahip olmasına rağmen ondaki cevheri ortaya çıkarmak için bir aşk kıvılcımına gerçekten ihtiyacı var mıydı?’ En başından beri bende hiçbir etki bırakmayan Ruth’a böylesine derin bir aşk beslemesini sadece kendisine yaptığı bir haksızlık olarak gördüğümü itiraf etmeliyim.
Kitabın başından sonuna kadar bir ömre sığacak duyguları hissetmiş olmam yazarın ender edebi dilinden kaynaklanmakta. Şaşırtıcı olansa kalıplardan uzak edebi bir dil kullanırken gerçeklik olgusundan asla ödün vermiyor oluşu.
Martin’in