Ruhunda sükunete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı ve iman etmelidir ama hakikatin peşindeki insanlar için huzurundan vazgeçip yaşamlarını bu sorgulamaya adamak zorundadır .
Uzun zamandır hiç bu kadar elem verici bir aşk hikayesi okumamıştım. Evet aşk var ise hemen yanıbaşında mutlaka imkansizlik ve çaresizlikde bitirverir . Tıpkı bu hikayede olduğu gibi .
Bu eserde imkansizlik ve çaresizlik yazarın usta kalemiyle okuyuculara ilk etapta ilmek ilmek işlenirken okuyucuyu aynı zamanda bir umutla beslemeyi unutmuyor yazar.
Kitabin duragan olmasina nazaran sayfalarin nasil bittiğini ve bir sonra ki sayfalarda ne olup bittigini merak içerisinde birakacak. Sayfalar ilerledikçe hikayenin içersinde bir arpa boyu yol katedemediginizi farkediyorsunuz bunun sebebi yazarin kişilerin iç dünyalarında olup biten herseyi içsel konusmalari en çarpıcı en çıplak yanlarıyla okuyucuya aktarmasi olarak görebiliriz .
Ne de cok seviyorlardı birbirlerini . Ne de caresiz bir aşktı onlarinkisi. Bile bile uçurumu göre göre . Yana yana yaklasmadilar mı birbirlerine ne kadar yasak olsalarda birbirlerine . Ne kadar da suclasalar kendilerini her defasinda gitmek ve bir daha geri dönmemek niyetinde olsalar da kalplerindeki yakıp kavuran o aşk onları tekrar bulusturmadi mi. İkiside susamisti adeta saf ve ruhani aşka . Kalplerinin en derin en karanlık köşelerini keşfedilmeyi bekleyen el değmemiş dehlizler gibi nasil da korkusuzca keşfe koyulmuslardi sonlarını düşünmeden . Her defasinda yanlış yaptıklarını kendi kendilerine soyleseler de bu onları durduramazdi artık . Ateş yanmış alevler bütün vücutlarını sarmıştı .
Mehmet rauf'un bu eseri türk edebiyatinda ilk psikolojik eser olmasi yazarın gayet başarılı bir şekilde suad ve necibin iç dunyalarindaki pismanliklarinin, isyanlarinin , yaşantılarının yalın bir gerceklikle okuyucuyla paylaşması bu konuda ne kadar usta bir kalem olduğunu ispatlar niteliğinde .
Her geçen gün ruh cehennem atesinde kavrulurken ,
" Adi denilen kadınların diğerlerinden sade şu farkları vardir ki , onlarda her şey evvelden bellidir , aldanmak tehlikesi yoktur . Kimle iş gördüğünüzü bilirsiniz .... Halbuki öbürleri , o bir şey zannettiginiz , bir şey beklediğiniz öbürleri yok mu , o ilk ve son defa sizi sevdiklerini temin edenler , bütün sadakat , bütün vefa olanlar ..."
_ Hain , boş bir kahkaha ile omuzları sarsılarak ," Zavallılar " diye yeniledi.
" O olmasa idi , demek ben de herkes gibi olacaktım ; bilmeyecektim , aşk ve saadet nedir , bundan gafil kalacaktim. " diyordu; çevresine bakıp " lakin nasıl yaşıyorlar yarabbim , sevmeden , sevilmeden nasıl yaşıyorlar ?" diye şaşırıyordu. Evet nasil yaşamıştı ? O zamana kadar kendisi nasil yaşamıştı ? Fakat hayatı nasıl bir çöldü !