ADAM: Gerçekten de sana ilk geldiğimde tam bir aptaldım galiba... Ne hayallerim vardı... Ne rüyalar! Çok salakmışım!
ŞEHİR: Evet... Ama inan bana, bu konuda yalnız değilsin... Zaten bana hayali olmadan göçen olmaz ki! Bu iş böyledir yani.... En nihayetinde insanlar bana hayalleriyle gelir ben de o hayalleri yerim. Yoksa nasıl ayakta kalacağım?
ADAM: Bir şey söyleyebilir miyim?
ŞEHİR: Yine ne var?
ADAM: Benim aslında seninle hiçbir ilgim yok, biliyor musun?
ŞEHİR: Nasıl ilgin yok? Sen bende yaşamıyor musun?
ADAM: Yaşıyorum da... Yani ne bileyim, bana hiçbir şey ifade etmiyorsun. Arada böyle soran falan oluyor: Şehrin en çok neresini beğeniyorsun, nereleri seviyorsun, sürekli gittiğin bir yerleri var mı falan diye...
ŞEHİR: Eee?
ADAM: Eesi benim için öyle yerler yok işte... Yani ha sende yaşamışım ha başka bir şehirde. Ne bileyim, çünkü senin sevilecek bir tarafın pek de yok aslında, farkında mısın? Heyula gibi bir şeysin! Sana göçen her insanla yeni bir şey olup çıkıyorsun! Kişiliğin yok bir kere! Her gelen değiştiriyor seni... Ama mesela bazı şehirler hiç öyle değil...