Kitabı okurken sık sık karşılaştığım bir tabir olan "aşkın nefes alabilirliği" üzerinden bir inceleme yazmaya karar verdim. Çünkü bence aşk kesinlikle bu değil, olmalı mı peki, tartışılabilirdi, tabii aşkı "şöyle böyle olmalı" sözlerine sıkıştırmak mümkün olsaydı.
Önce şunu açıklamakta fayda var.
Nedir bu "Nefes alan aşk"?
Schmid'e göre;
» Aşkın alana ihtiyacı vardır.
» Aşk, dengeli ve sürdürülebilir olmalıdır.
» Aşkın bireyselliği eritmemesi gerekir.
ve benzeri -hepimizin az çok duyduğu tabiri caizse "öneriler" bütünü.
Yani şöyle diyebiliriz belki, daha makulleştirilmiş, daha kabul edilebilir düzeylere çekilmiş, hatta rasyonelize edilmiş bir aşk tanımını içeriyor bu olgu.
Kısaca, aşkın vahşi doğasını evcilleştirelim ki sürdürülebilirliği olsun demek değil de ne? Aşktan maksimum verimi almak gibi bir şey mi yani?
Ben sevmiyorum bu tanımlamaları ya, bir düzleme oturtma çabalarını vs.
Schmid daha çok aşkı "kontrol etmeye" çalışmış kitap boyunca, alt başlıktan da anlaşılacağı üzere onu nasıl mümkün kılabileceğini tartışmış yani.
Halbuki aşkın varlığını mümkün kılan onun imkasızlıktan da beslenmek isteyen doğası değil miydi? Durun, hemen klişeye vurduğumu düşünüp ekşitmeyin yüzünüzü... ama ben şairlerin dilinden konuşmak istiyorum aşkı.
Mahveden aşkı, yakan aşkı, uğrunda yollara düşülen aşkı konuşmak istiyorum. Mümkünleştirilmeye çalışılan aşkı, gerçek aşktan sayamıyorum nedense. Sanki eksik, sanki eğitilmiş ya da öğretilmiş bir şey gibi geliyor.
Hem her şey de makul bir düzleme oturmasın yaşamımızda; zaten yeterince mekanikleşmiş ve mantıksılaşmış insan hayatında bazen raydan çıkartabilecek bazı heyecanlar da kalmalı, demek istediğim o.
Gerekirse aşk uğrunda nefessiz de kalabilelim... Belki gerçek aşk tam da bu noktada