"...çoğu insanın sandığının aksine gerçek arkadaş, sen zor bir dönemden geçerken yanında koşan değildir," diyerek başını iki yana salladı. "Bunu herkes yapar. Gerçek arkadaş, kendisi mutlu değilken senin mutlu olmana sevinen -hatta mutluluğunu kutlayan- kişidir."
"Olsun, onu öldüreceğim."
"Ne diyorsun evladım sen, babanı mı öldüreceksin?"
"Evet, öldüreceğim. Çoktan başladım bile. Öldürmek derken öyle Buck Lones'un tabancasını alıp dan diye öldürmeyi kastetmiyorum. Öyle değil. Kastetdiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek. Derken bir gün ölüp gidecek."
Heyecanla ayağa kalkıp gömleğimi açtım. Küçük kuçumun sıska göğsümden dışarı çıktığını hissettim.
"Uç, küçük kuşum. İyice yükseklere uç. En yukarılara çık ve Tanrının parmağına kon. Tanrı seni başka bir çoçuğa götürecek ve nasıl bana güzel şarkılar şakıdıysan ona da şakıyacaksın. Hoşça kal güzel kuşum!"
İçimde sonsuz bir boşluk hissettim.
İnsan kalitesi köklü bir kültürden geçer. "Cultura" demek, bir toplumda insanların zamanları ve mekanları avuçları içinde tutması demektir. Iktisadi krizler veya problemler bu avucu hiç bir zaman açmaz, onlar geçici şeylerdir. Bir millet krizle düşmez veya yükselmez; bir millet ancak insanın eğitim niteliği yüksekse yükselir, gelişir, zenginleşir.