Antik kentin MÖ 719 yılında tümüyle Asurluların eline geçtiği sanılıyordu. Yeni hükümranlar, yüzlerce yıldır orada yaşayan Hitit halkını sürgüne göndererek kenti Asurlaştırmışlardı. Demek ki tabletlerin yazılmasından bugüne en azından iki bin yedi yüz yıl geçmişti. Ekiptekilerin yanıtını bulamadıkları soru, Patasana tabletlerinin bu süre boyunca neden ortaya çıkmadığıydı. Bu kent Hititlerden sonra Asurlulardan Romalılara kadar çeşitli uygarlıklara mekân olmuştu. Onlar neden Patasana'nın yazdıklarını bulamamışlardı? İki duvarın gizlediği bölme, işte bu sorunun yanıtını veriyordu. Heyecanla söylendi Murat:
"Vay be! Patasana'dan sonra ilk biz dokunuyoruz desene bu tabletlere."
"Bu kadar iyi bir insan, böyle bir kötülüğü nasıl yapabilir, anlayamıyorum."
"İnanç" dedi Esra duygusal ama ne söylediğinden emin bir sesle, "Bazen insanların gözlerini kör ediyor. Farklı olana hoşgörü gösterilmesini engelliyor. Kendinden olmayanların ölümünü, yok edilmesini doğal, hatta gerekli bir olaymış gibi gösteriyor."
Platon, Şölen adlı yapıtında, Aristophanes'in bir konuşmasına dayanarak, insanın bir türünün dört kollu, dört ayaklı, iki başlı Androgynos adlı varlık olarak yaratıldığını ama bu mükemmel yaratığı kıskanan Zeus'un onları ayırdığını, bu yüzden insanın ömrü boyunca hep öteki yarısını aradığını anlatıyormuş ister Sokrates ve Platon gibi önemli düşünürlerce, isterse Orhan ve Bernd gibi sadık âşıklarca dile getirilsin, Esra bunu anlayamıyordu. Bir insan nasıl olur da başka birinde kendini bulurdu? Ya da kendini bulmayı bir insanla sınırlardı?
"Ama asıl bugünü karanlıktan kurtarmak gerek. Bir halk karanlık ve zulüm içinde yaşarken, yalnızca geçmişi aydınlığa çıkarmak için uğraşmak yeterli değil."
Yazdığı antlaşmalarla, mektuplarla ülkesinin yazgısını değiştiren ama kendi yazgısına söz geçiremeyen zavallı Patasana. Sana, bu tabletleri bulacak olana, derim ki: Dikkat et. Benim yaşamımı çiçekli bir ağaçtan kuru bir dala çeviren tanrıların laneti senin de üzerine düşmesin. Onlar senin yaşamını da benimki gibi zalim bir kralın buyruklarıyla mutsuzluğa mahkûm etmesin.