Turgut Özakman kitabın önsözünde şöyle diyor: “Hazır olduğumu sanarak başladım. Epeyce de yazdım ama sürdüremedim. Hazırlığımın yeterli olmadığını anladım. Kendini o siperlerde yatmış, o ateş altında kalmış, yüzüme kan sıçramış gibi hissetmiyor, Çanakkale’yi yaşamıyordum.Diriliş’i yazarken bazı şehitlerin omuzbaşımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu. Bu nedenle de her satırı, bu duygunun etkisi altında, yanlış olmaması, yanlış anlamaya yol açmaması için birçok kez elden ve gözden geçirdim.”
İşte bu duyguyla kitap yazarsanız o kitabın vermek istediğini duyguyu almamanız neredeyse mümkün değildir. Peki gerçekten söylediği gibi Çanakkale’yi yaşıyor musunuz? Aslında isterse yaşatırdı diyorum. Ama bunun için birkaç cilt kitap yazması gerekirdi. Çünkü Çanakkale’nin tek kitapla anlatılmasının mümkün olmadığını kendisi de söylüyor. Çanakkale savaşları 10 aydan fazla sürüyor ve savaş içinde onlarca savaş var. Neredeyse her savaşın farklı kitaplarda anlatıldığını görmüşsünüzdür. O yüzden bu kitap bir özet niteliğindedir.
Kitapta beni rahatsız eden, kitabın anlam bütünlüğünü bozan karakterler ve bu karakterlere hikayeler yazılması olmuş. Savaşın en önemli anlarında belki de okuyucuyu savaşla boğmak istemediği için bu karakterlere anlamsız bir geçiş oluyor. Ayrıca kadınların başkaldırısı ve çarşaftan kurtulmaya çalışmaları da bence kitabın gereksiz ayrıntılarından olmuş.
Son olarak Liman VonSanders’e çok yüklenmiş yazar. Onun yüzünden binlerce şehit ve yaralı verdiğimiz söyleniyor. Bu konuda emin olamadım. Başka kaynaklardan savaşı okumak gerekir. Aldığım notları aşağıda paylaşıyorum. Uzun olacak.
Dip not: Kitap bittikten sonra notları mutlaka okuyun. Çok önemli ayrıntılar var. Notlar 100 sayfadan fazla:)
Asteğmen, subay vekili demekmiş.