Faruk İşcan

Faruk İşcan
@Xindros
Bilimsel yöntemin ne olduğuna dair bilge kitaplarda üç aşamalı bir süreçten bahsedilir. Bilim insanı ilk önce kimi olguları bir araya getirir. Sonrasında bu olguları anlamlı kılacak bir hipotez sunar. Hipotez aynı zamanda bir araya getirilebilecek başka olgulara dair de varsayımlarda bulunur ki bilim insanı varsayımlarını test eder. Eğer başarılı olursa hipotez geçerli sayılır; doğruluğu kanıtlanmamıştır henüz, çünkü bir hipotezin doğru olduğunu kanıtlayamazsınız, ancak bu onun terk edilmesi gerektiği anlamına da gelmez. Eğer hipotez başarısız olursa ve hipotezin tam zıttı olgularla karşılaşılırsa o zaman hipotezin yanlış olduğu ortaya çıkacaktır; hipotez terk edilecek ve özenli bilim insanı olgulara daha iyi uyacak bir hipotez aramaya başlayacaktır. Olması gereken budur, ancak gerçek hayatta hiçbir şey bu kadar basit değildir. Bilim insanları da insandır ve onların da herkes gibi umutları, inançları ve tutkuları vardır. Kimi zamanlarda bu umut, inanç ve tutkular, aynı zamanda da korkular, hipotezler ve onların test edilmesi süreçlerinde işe karışır. Bu nedenle bilimin gerçek gelişimi bilginin daha üst düzeylerine tırmanılan düz bir süreç değil, inançların yenilgiye uğratıldığı bir dönüşüm sürecidir.
Reklam
Yaradılışçılar sıklıkla evrim teorisinin "yalnızca bir teori" olduğu, bu nedenle "doğru bir hikaye bile sayılamayacağı" eleştirisini getirirler, ancak bu yanlış kavramsallaştırma, teori sözcüğünün bilimsel anlamdaki kullanımından değil, gündelik dildeki yerinden kaynaklanır. Bir bilim insanına göre doğal dünyanın nasıl işleyebileceğine dair sadece varsayıma dayalı olan fikrin adı hipotezdir; bir fikrin teori olabilmesi için, bu fikrin doğal dünyayı iyi bir biçimde tanımladığının kanıtlanması gerekir.
Tanım itibariyle inanç eyleminin mantıklı bir temeli yoktur ve hiçbir savımız bir kimsenin yaratılış mitine ait olan inancını alaşağı edemez. Böyle bir şeyi inancın kendisi tehdit altında olsaydı bile istemezdik. Dine inananlar elbette kendi seçimleri uyarınca yaratılış mitine inanmakta özgürdür; aynı bağlamda bilimsel mantıkta ve insanın kökenlerine dair iyi test edilmiş teorilerin kaçınılmaz güzelliğinde rahatlama bulan bizler de sansürden eşit miktarda korunmalıyız.
Her birimiz kendimizi evrimsel sürecin en önemli unsuru olarak değerlendiririz ve işte, insanı evrim piramidinin zirvesine yerleştiren ve onu Dünya üzerinde gerçekleşen tüm evrimsel değişimlerin nihai hedefi olarak kabul etmeye yaklaştıran da bu bakış açısıdır. Ancak bu, gündelik deneyimimiz açısından bir o kadar mantıklı görünen Dünya'nın düz olduğu fikri kadar çarpık bir düşüncedir. Evrimin DNA eşlenmesinden öte nihai bir amacı yoktur. Başarı bağlamında şuanda Dünya üzerinde yaşayan her canlı başarılı, soyu tükenen her canlıysa nihai anlamda başarısızdır.
Nihai olarak, evrim tarihi uzun zaman önce ölmüş hayvanların fosilleriyle değil, bugün yaşayan türlerin genetik materyaliyle yazılır ve bu türlerin hepsi aynı soydan türemiştir. Onların genleri arasındaki farklılıklar mutasyonların nasıl biriktiğini gösterir ve bizler insanın kökenlerini ararken bu gerçekliği göz ardı edersek aptal durumuna düşmüş oluruz.
Reklam