Almanlar, kendilerine has o çılgınca kavrayışın ortaya çıkardığı tezada sonuna kadar bağlıydılar: Bir yandan, sadece sıradan, basit insanlardı; diğer yandan, başka herkesten daha ulu kişilerdi.
Yaklaşık 90 milyon yıl önce tam da ağaç faresine benzeyen ve böcek yiyen ilkel bir hayvan, primat çizgisine erişmek için diğer memelilerden ayrıştı. On beş milyon yıl sonra, sözgelimi 75 milyon yıl önce bu çizgi beş ayrı kola ayrıldı; en büyük dallanmalardan biri primatlardı ve 50 milyon yıl önce lemurlardan loriselerin ayrışmasıyla başka bir bölünme daha yaşandı. Bizim çizgimizde yaklaşık 35 milyon öncesine kadar pek bir şey olmadı. Yeni Dünya maymunları -kelimenin tam anlamıyla- kendi yollarını ayırdı ve Gondwana Kıta Ayrılması sırasında Güney Amerika kıta tabakasında kaldı. Bizim çizgimiz bir 15 milyon yıl daha devam etti, ancak 20 milyon yıl önce bir büyük ayrışma daha meydana geldi; Eski Dünya maymunları ve hominoid (kuyruksuz maymunlar ve insanın) ayrışması gerçekleşti. Bencil bir biçimde kendi çizgimizi takip eder ve diğer primat gruplarının yaşadığı çarpıcı değişiklikleri yok sayarsak, bir sonraki ayrışma yaklaşık 12 milyon yıl önce olmuş olur ki burada gibonlar bizden kopmuş, 4 milyon yıl sonra ise orangutanlar kendi yollarına gitmiş olur. Bizi en çok ilgilendiren kopuş insan, şempanze ve gorilin yaklaşık 4 milyon yıl önce birbirlerinden ayrışması olayıdır. Yaklaşık 2 milyon yıl önce, insan kültürel bir hayvan olma yolunda parlak değişimini yaşarken, şempanzeler ormanlarda yaşayan küçük pigme şempanze ve ağaçlıklı savanaların büyük sakinleri olmak üzere iki türe ayrıştı. Goriller ise Batı Afrika'nın ovalarının alt-türleri ile Doğu'nun dağ goriline bölündü. Bizim çizgimizde de başka bölünmeler yaşanmış olabilir, ancak hayatta kalmayı başarabilen sadece bizleriz.
Evrim gerçekte insana hiçbir ayrıcalık tanımaz, o milyonlarcasının arasında tek bir türdür, başka türlerin arasından bir tür. Moleküler saat ise insanın sıradanlığının ispatıdır. Doğru, insan kendi varlığını sorgulayabilir, Ay'a gidebilir, kendi türünden ve başka türlerden bireyleri kasti olarak öldürebilir, ancak çenesini bir yılan gibi açamaz ya da bir kartal gibi uçamaz, bir tavşan gibi üreyemez. Kendi kaderini düşünme yeteneği insanı kendisini doğanın tümünden farklı bir yere koymaya sürüklemiştir; Stephen Jay Gould'un söylediği gibi insan, kendi etrafına bir çit çekmiştir. Evrime bu denli düşmanca yaklaşılmasına yol açan ve moleküler saatin genel kabul görmemesinin nedeni kesinlikle insanın özel olması gerektiğine dair o histir.
Bilimsel yöntemin ne olduğuna dair bilge kitaplarda üç aşamalı bir süreçten bahsedilir. Bilim insanı ilk önce kimi olguları bir araya getirir. Sonrasında bu olguları anlamlı kılacak bir hipotez sunar. Hipotez aynı zamanda bir araya getirilebilecek başka olgulara dair de varsayımlarda bulunur ki bilim insanı varsayımlarını test eder. Eğer başarılı olursa hipotez geçerli sayılır; doğruluğu kanıtlanmamıştır henüz, çünkü bir hipotezin doğru olduğunu kanıtlayamazsınız, ancak bu onun terk edilmesi gerektiği anlamına da gelmez. Eğer hipotez başarısız olursa ve hipotezin tam zıttı olgularla karşılaşılırsa o zaman hipotezin yanlış olduğu ortaya çıkacaktır; hipotez terk edilecek ve özenli bilim insanı olgulara daha iyi uyacak bir hipotez aramaya başlayacaktır. Olması gereken budur, ancak gerçek hayatta hiçbir şey bu kadar basit değildir. Bilim insanları da insandır ve onların da herkes gibi umutları, inançları ve tutkuları vardır. Kimi zamanlarda bu umut, inanç ve tutkular, aynı zamanda da korkular, hipotezler ve onların test edilmesi süreçlerinde işe karışır. Bu nedenle bilimin gerçek gelişimi bilginin daha üst düzeylerine tırmanılan düz bir süreç değil, inançların yenilgiye uğratıldığı bir dönüşüm sürecidir.
Yaradılışçılar sıklıkla evrim teorisinin "yalnızca bir teori" olduğu, bu nedenle "doğru bir hikaye bile sayılamayacağı" eleştirisini getirirler, ancak bu yanlış kavramsallaştırma, teori sözcüğünün bilimsel anlamdaki kullanımından değil, gündelik dildeki yerinden kaynaklanır. Bir bilim insanına göre doğal dünyanın nasıl işleyebileceğine dair sadece varsayıma dayalı olan fikrin adı hipotezdir; bir fikrin teori olabilmesi için, bu fikrin doğal dünyayı iyi bir biçimde tanımladığının kanıtlanması gerekir.