Ne olursa olsun, zihnin gözünde biçim bırakan bir yapıdır bu; bazen karelerden oluşur, bazen pagoda şeklinde, bazen kanatlı ve sıra kemerli, bazen sağlam ve sıkı, İstanbul’daki Ayasofya Camii gibi kubbeli. O ünlü romanları tekrar düşündüğümde, bu biçim, dedim, insanda ona uygun olan duyguları harekete geçiriyor. Ancak bu duygu hemen başka duygulara karıştırıyor kendini; çünkü bu ‘biçim’ taşların bağıyla değil, insanların bağıyla kurulmuştur. Böylece roman, içimizdeki karşıt ve düşman duygularının tümünü harekete geçiriyor. Yaşam, yaşam olmayla çarpışıyor.