İnsanın çocukken okuduğu kitaplar, belki de hepsinden çok kötü ve iyi-kötü kitaplar, zihninde dünyaya dair bir tür yapay harita oluşturur ve kişi hayatının geri kalanı boyunca belli anlarda bu masalsı ülkelere kaçabilir, hatta kimi zaman temsil ettikleri gerçek ülkelere gittiğinde bile bozulmaz zihnindeki harita.
Yalanları yazmaya veya ona önemli gelen haberleri gizlemeye zorlandığında gazeteci özgür değildir ve özgür olmadığının farkındadır; yaratıcı yazar da bakış açısına göre hakikat olan öznel duygularını tahrif etmek zorunda kaldığında özgür değildir.
Özellikle de bizimki gibi siyasi bağlılıkların, korkuların ve nefretlerin dolaysız bir şekilde herkesin bilincinin yüzeyine yakın olduğu bir çağda gerçekten apolitik edebiyat diye bir şey olamaz. Tek bir tabu bile zihni her yönüyle felce uğratabilir çünkü özgürce peşinden gidilen her düşüncenin yasak düşünceye varma olasılığı vardır.
En sıkı diktatörlük rejimi yönetimi altında bile, yazarlar kendi zihinlerinde özgür kalıp doktrin karşıtı düşüncelerini yetkililerinin anlamayacağı kadar aptal kalacağı bir biçimde damıtamaz, kılıfına uyduramaz mı?
Entelektüel bağımsızlık kişinin gördüklerini, işittiklerini ve hissettiklerini anlatma özgürlüğüdür, hayali gerçekleri ve duyguları üretmeye mecbur kalmak zorunda kalması değil.