Yoldan geçmeyi hak ettiğinde geçeceksin, demişti. Her şey göründüğü gibi değildir, kötü olduğunu zannettiğin yerde seni izliyor olabilir. Bir şeyi kavrayabilmek için ilk önce onu görmen gereklidir.
Sonu bilinmezlikle örülü yollar her zaman korkutur insanı. Çizdiği çizgilerin dışına çıkmaktan korkup, aynı çiziklerin etrafında hayatlarını harcayan insanlar tanımıştım. Aynı ağaçların altında sevişen insanların, başka bir ağacın altına gittiğinde utançtan yanaklarının kızardığını görmüştüm. Bağımlılıklarını en tatlı mücevherleri gibi saklayan insanlarla karşılaşmıştım. Yola çıkmadan evvel yolun bana oynayacağı türlü iğrençliği düşünmüştüm ama nedense onun bana güzel bir içki verebileceğini ya da beni boynumdan öpüp soğuk gecelerde ilginç masallar okuyup beni huzurlu bir şekilde uyutacağını hiç ummamıştım. Çünkü biz böyleydik işte, hayaletleri yaratıp sonra da onlardan korkan gerzeklerdik! Oysa karanlık şeyleri düşünmesek ortaya ne hayalet ne de korku çıkacaktı. Düşünceler evenindeydik ne de olsa ve her düşünce aslında dokunabileceğimiz kadar sertti!
Yola çıkacak mıydım, yol beni midesine indirmeden evvel bana türlü oyunlar oynayacak mıydı ya da nasırlaşmış elleriyle bir tokat mı atacaktı diye düşünüyordum.
Elimi serinleten buz gibi biradan iri bir yudum aldım. Yolda içilen yudumlar, bana okyanus kıyısında içilenlerden bile daha tatlı gelirdi nedense. Belki de yolda doğduğum ve hayatımı hep yollarda geçirdiğim için böyledir bilemiyorum...