Dünyadaki tüm eleştirmenler haklı olabilir, ama ben benim... Ve beğendiğim şeyleri insanlığın oybirliğiyle verdiği bir hüküm uğruna feda edecek değilim. Eğer bir şeyden hoşlanmıyorsam, hoşlanmıyorum demektir işte o kadar; şu gök kubbenin altında sırf benim türümden gelenlerin çoğu beğendi ya da beğenmiş gibi yaptı diye, bir maymun gibi davranıp beğeniyormuşum gibi yapmamı gerektiren tek bir neden yok. Beğendiğim ya da beğenmediğim şeyler söz konusu olduğunda modayı takip etmem mümkün değil.
... yaratacağı etkinin doğru ve hoş olması için şansına ve dehasının parıltısına güvenmesi de söz konusu değildi. Şansa bağlı başarılara tahammülü yoktu. Etkili bir yazı yazdığında bunun neden ve nasıl olduğunu bilmek istiyordu.
Ona göre, akıl vadisinin ötesindeki dağların tepelerindeydi aşkın ülkesi. Var oluşun en yüce haliydi, yaşamın zirvesiydi ve kişiye çok ender nasip olan bir nimetti.
Cennetteki azizlerin saflık ve temizlikten başka bir şey olduğu düşünülebilir miydi? Onları övmeye bile gerek yoktu. Peki ya çamur içinde olanlar? Ah, işte hiç bitmeyecek olan mucize buydu! Hayatı yaşanılır kılan da bu değil miydi zaten? Günahla dolu bir lağım çukurundan ahlaki bir görkemin yükseldiğini görmek; kendi kendine doğrulup çamur damlayan gözlerle uzaklardaki belli belirsiz güzelliğe ilk kez bir bakış atmak; zaafların, irade zayıflığının, ahlaksızlığın ve hudutsuz vahşiliğin içinden gerçeğin ve gücün yükseldiğini ve yüce bir ruhsallığın bağışlandığını görmek...