Aklın eğitimi kadar ruhun eğitiminin de ne denli önemli olduğunu hissettiren bir eser. Ruhun inceldiğini ilerleyen sayfalarda rüzgarın, ağaçların, su kaynaklarının ve kuşların şarkısını bir anlığına bile olsa duymaya başladığınızda anlıyorsunuz. Kendini tanrı addeten beyaz adam, kimin yaşayacağına karar vermeye devam ediyor!
Hayri İrdal, anlatıcımız. Temiz ve saf, erdemli ve ahlaklı bir delikanlıyken saat ustası Muvakkit Nuri Efendi’nin (Romanımızın ahlaklı ve erdemli olarak yaşamış ve göçmüş emek insanı) çırağıyken bir saati çaldırması sonucu hayatının ve ahlakının, sahip olduğu değerlerin sayfa sayfa çürüyüşünün işlendiği ve sonunda ruhunu Halit Ayarcı’ya satmasının romanı. Tanpınar’ın “zaman” aşkı romanın anahtarı. Romandaki karakterlerimiz eski zamandan veya modern zamanlardan gelen kahramanlar hepsi bir an önce köşeyi dönme hali, bir vurgun, bir talih peşinde, kimsenin emeğe ve çalışmaya tahammülü yok. Kahramanımızın babasından sözde psikanaliz öğrenmiş doktorumuza kadar bu böyle. Dünya bildiğimiz dünya Tanpınar’a göre 100 yıl önceki cemiyetin dertleri de aynı dertler. Bunun yanısıra okur olarak cemiyetten umudu kesmemeliyiz çünkü Hayri İrdal gibi bir adamın oğlu bile olsa babasının elde ettiği refahı elinin tersiyle itip yatılı okulda yıllarca okuyarak gaz lambasının ışığı altında mimar çıkabilen bu uğurda soyadını bile değiştirmekten imtina etmeyen Ahmet karakteri yazarın bizlere çalışmanın ve emeğin hala bilindiğini gösteren bir pırıltı olarak son sayfalarda yerini almıştır. Toplumun da bir kandırmacayla, sihirli kelimelerle (bayılırız elbette) yalanlarla örülmüş içi bomboş bir kurumun peşine kapılıp bağlanmaları, Saatleri Ayarlama Enstitüsü… Ne cafcaflı ne havalı bir isim ama.