Her zaman sormuşumdur kendime: İnsanın herkesi, bütün insanları, bütün yakınlarını sevmesi olacak şey midir? Elbette hayır, doğal da değildir bu. Kişinin insanlara duyduğu soyut sevgi genellikle yalnızca kendine duyduğu sevgidir. Ama bu bizler için geçerli tabii; sizin için söz konusu bile değil, çünkü siz başkasınız: Kendinizi kimseyle karşılaştırmanız imkânsızken, her türlü aşağılanmadan, kişisel her türlü nefretten çok çok yukarılardayken, bir kişiyi olsun sevmemek elinizde mi sizin? Yalnızca siz bencil olmadan sevebilirsiniz, yalnızca siz kendiniz için değil, sevdiğiniz insan için sevebilirsiniz. Ah…
Ve gerçekten de efendilerimiz olan sizler, topunuz bizden daha fazla kölesiniz. Sizin kafalarınız tutsakdır, bizim ise bedenlerimiz. Sizi manen öldüren ön yargıların ve alışkanlıkların boyunduruğundan kendinizi kurtaramazsınız. Oysa bizim içten özgür olmamıza kimse engel olamaz.
İnsanın yaradılıştan yapıcılığa daima,nereye doğru olursa olsun kendine yol açmaya mahkum edilmiş bir mahluk
olduğunu kabul ederim.Kim bilir , belki de sırf bu yol açma mecburiyeti yüzünden başka yönlere sapmak isteği duyar…Şüphesiz ki;İnsanoğlu yaratmayı ,yeni yollar denemeyi sever.Peki ama neden parçalamayı da kargaşayı da bir o kadar çok seviyor?
Yıkmayı ,parçalamayı içten içe sevmesinin nedeni hedefe varmaktan,yapmakta olduğu yapıyı bitirmekten gizlice korku duyuyor olması olabilir mi?
“Bir köylü bile rençperliğe kiralanırken ömrünün sonuna kadar satılmadığını, bir müddet sonra gene serbest başına buyruk olacağını bilir. Peki senin kurtuluşun ne zaman? Bir de şunu düşün: Buradakilere teslim ettiğin, sattığın nedir, bilir misin? Ruhun…”