Ve şimdi, dünyamızın mevcut haliyle daha çok ilgilenmeye başladıkça, umutsuzluğun sadece insanları değil, ülkeleri de ele geçirebildiğini görüyorum. İster fakir ülkelerde yaşasınlar ister zengin bir ülkede lüks hayatların arasında sıkışıp gitmiş olsunlar, temel ihtiyaçlarından yoksun kalan, varlık içinde yaşayanların el uzatmadığı bu insanlara umut vermek için çalışmalıyız. İnsanlara umut taşımak demek, onların bu durumu değiştirebilmek için gereken gücü bulmalarını sağlamak demektir. Bunun için gereken onlara güç vermek değil, sadece o gücü elde edebilmeleri için kendi gücümüzden vazgeçebilmektir.
Hiç kimseden vazgeçemeyiz, umutsuz vaka diye bir şey yoktur. Bir insanı cesaretlendirir ve gelişmesi için alan tanırsak, o insan ilerleme gösterebilir. Özellikle de bunu sevgiyle yaparsak.
Yaşamanın güzelliği dedim de hatırladım. Yaşamanın güzeliğini her zaman duyabilir insan. Hatta şimdi gördüğünüz gibi, geciken bir vapur beklerken bile. Yeter ki her şeyi, her şeyi, insanları, duyularımızı, eşyayı sevelim. Bir çocuğun dış dünya karşısında duyduğu hayranlık olsun içimizde. En küçük bir yağmur damlasına bile ilgi duyalım. Böyle oldu mu, bir iskele meydanında, on dakikada, dilerseniz hatıralarınızın dünyasına kayar gider, yıllarca önce yaşanmış bir anı, yeni baştan yaşarsınız. Dilerseniz meydandan geçen insanları seyreder, kafanızda romanlarını kurar, kurar da sonra yine kendiniz okursunuz.