İşte o gün bana sorduğun ilk soru, neden devrimci olduğumdu. Ben halkımı, ülkemi sevdiğim için gibi bir yanıt vermiştim. Sen yanıtımı doyurucu bulmamıştın. ‘Bence insan kendisi için devrimci olur’ demiştin. ‘Halkı, ülkeyi sevmek, onlar için iyi işler yapmak da önemlidir ama insanı devrimci yapan bunlar değildir. İnsanı devrimci yapan kendi içindeki istektir. Bu belki sunulanla yetinmemek, bir tür doyumsuzluk duygusudur.'
Her ağızlarını açtıklarında "birey"olmaktan söz eden bu insanlar,eskiden yapamadıklarını gerçekleştirmenin mutluluğuyla dolu olmaları gerekirken neden yaşamlarını hâlâ geçmişin anılarıyla renklendirmeye çalışıyorlardı?Yoksa ideallerine mantıklarıyla değil,yürekleriyle bağlı olanlar için bu tutum son derece doğal bir sonuç muydu?
"İnsanların daha güzel ve adil bir dünyada yaşaması gerektiğine inanıyorum' diyorsun. Dikkat et, inanmaktan söz ediyorsun. İşte bu inanmanın karşılığı bizde şeriattır. Sonra, İnsanlar birleşmeli, örgütler kurmalı' diyorsun. Bunun bizdeki karşılığı tarikattır. Mücadele etmeli' diyorsun. Mücadele ister silahla, ister sözle olsun, marifet gerektirir. Marifete sahip olmayan kişiler kazanamaz. İşte marifet kapısı da budur. Bütün bu kapılar seni hakikate çıkarır."