Şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet, ulvi hüzünleri, Rabbani aşkları îrâs eden sesler helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsani şehevâtı tahrik eden sesler haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır. "
Sanat meselesine "sanattır, ne yapsa yeridir" diye bakmak yerine, yukarıda alıntıladığım hükümler çerçevesinde nefsani veya Rabbani oluşlarına bakmak ve ayrımı buna göre yapmak esastır. Bizim kültürümüz de sanatımız da dinimiz de bunu emreder. Bunca zaman aklın ve vicdanın hüküm sürdüğü dini İslam olan bu toprakların dahilinde bedbaht kalmaya cüret edenlere de anladığı dilden cevabının veril-mesi elzemdir. Zira çizmeyi aşanın haddini fırçayı tutan elin vermesi haktır, hakkıdır.
İşte böyledir.Allah dilediğini galip kılar, dilediğini mağlup. Bu dünyanın imtihan dünyası olmasının da gereği budur aslında.İnananlar her daim galip, İslam düşmanları her daim mağlup olsalardı imtihanın bir sırrı kalmayacaktı ve herkes iman etmek zorunda kalacaktı. Mü'minler ve münafıklar birbirinden ayrılmayacak, elmas gibi istidata sahip Ebubekirler kömür gibi istidatı olan Ebu Cehillerden tefrik edilmeyecekti.Oysa imtihan gereği akla kapı açık olmalı ve insanlar İslam'ı,güç kazanmak veya hakimiyet elde etmek için değil gerçekten hak din olduğuna inanarak kabul etmeli,batıldan da batıl olduğuna inanarak kaçınmalıdır.
Maddi sebepler içerisinde İslam düşmanlarıyla baş edebilmenin en etkili yolu ekonomik güç elde etmektir. Bu, o zaman için de geçerliydi, günümüz için de geçerlidir. Hatta askeri savaşlardan çok ekonomik savaşların hakim olduğu günümüzde ekonomik gücün çok daha fazla önem arz ettiğini söyleyebiliriz. İslam düşmanları bugün ordularından çok, basın yayınıyla, üretim ve pazar gücüyle, dev şirketler ve markalarla hakimiyet kurmakta ve birçok ülkeyi ekonomi sopasıyla terbiye edip dilediği şekilde dizayn etmektedir.