İlk kitap incelememe, Şermin Yaşar'dan okuduğum ilk kitap ile başlıyor ve devamının gelmesini umuyorum. Sayfalar arasında, yaşantınızda olanlara ufacık bile olsa yer bulduysanız, kitabı okurken adeta kendinizle yüzleşeceksiniz. Belki annenize yeteri kadar değer vermediğiniz, annenizin size sevgisini hissettiremediği belki babanızın kendi mutluluğu için sizi dışlamak zorunda kaldığı, belki de babaanne ve dedenizle büyüdüğünüz zamanlara götürücek çünkü bu kitap sizi. Kitaptaki her tarif, bir yemek reçetesinden çok, kırılmış kalpleri onarma denemesi gibi. Yazar; eksik kalmış çocuklukları, söylenmemiş 'seni seviyorum'ları bir hamur gibi yoğurup önümüze koyuyor. Okurken anlıyorsunuz ki; bazen bir tatlıyı sadece tadı için değil, o tadın temsil ettiği güvenli limanı, yani 'ev' hissini bulmak için özlüyoruz. Bu kitap, o özlemi dindirmiyor belki ama ona bir isim vererek acıyı biraz olsun hafifletiyor. Yazarın ustalığı tam da burada devreye giriyor: En ağır aile travmalarını bile bir mutfak tezgahının samimiyetiyle, yer yer gülümseterek, yer yer de boğazda o bilindik düğümü bırakarak anlatıyor. Şermin Yaşar bize şunu söylüyor; hayat ne kadar acı olursa olsun, içine bir tutam anı ve bir kaşık sevgi kattığımızda her şey daha katlanılabilir bir hal alıyor. Son sayfayı kapattığınızda, mutfağa gidip bir şeyler pişirme isteğinden ziyade, telefonunuzu elinize alıp o geç kalınmış 'nasılsın' mesajını atma ihtiyacı duyuyorsunuz. Çünkü kitap, tatlıların mideyi doyurduğu kadar, doğru kelimelerin de ruhu doyurduğunu kanıtlıyor. Eğer sizin de geçmişinizde 'keşke' dediğiniz o eski sofralar varsa, bu sayfalar size o sofralara tekrar oturma cesareti verecek. Bu kitap sadece bir anlatı değil, bir 'kabulleniş' kitabı.