Yakup Coşkunoğlu

17. yüzyılın sonunda da Türk askerinin şehidliğe bakışı aynıdır. II. Viyana Kuşatması sırasında öncü Osmanlı askerleri Viyana'ya yardıma gelen düşman ordusu ortasında kalmıştır. Kuşatmayı anlatan Vekayiname'de hadise şöyle anlatılır: 'Böylece 5 ya da 6 bin asker, savaşı peşin peşin kaybetmiş bir halde 80 bin gâvurla karşı karşıya geldi. Ancak onlar için başka bir çıkar yol da kalmamıştı. Bahtlarının kapanmış olduğunu bildikleri halde, kadere boyun eğip atlara bindiler. At üzerinde savaş meclisi kurup şu karara vardılar: "Üç yanımızdan düşman ve dördüncü yanımızdan da suyla çevrilmişiz. Bizim için artık hiçbir kurtuluş umudu kalmamıştır. Ölenimiz şehit, sağ kalanımız gazi olur. O halde, bırakalım da dünyada ve ahirette adımız şanla şerefle anılsın!" Düşmanla çarpışma kararını bu şekilde verdiler.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hz. Ömer (r.a)'ın tayin ettiği şûrâ heyeti tarafından halife seçildiği zaman, Hz. Osman (r.a) minbere çıktı. Kaynakların “hayâ timsali” olduğunu bildirdiği Üçüncü Halife, bu ilk hutbesinde biraz tutuk bir şekilde Allah Teâlâ’ya hamd ve Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’e salât ü selâmdan sonra şöyle dedi: “Ey insanlar! (Ata, deveye vs. ilk defa binen kimse için) ilk biniş zordur. Bugünden sonra da günler var. Eğer yaşarsam, daha sonra size gerektiği gibi bir hutbe irad edeceğim. Biz hatip değiliz; fakat Allah bize (beliğ bir şekilde hutbe irad etmeyi de) öğretecektir.”
Bundan sonra, Ebû Bekr aramızda oturmakta iken benim elimi ve Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ın elini tuttu. Onun söyledikleri içinde (bana veya Ebû Ubeyde'ye biat edilmesini teklif eden) bu sözden başkasını uygunsuz görmedim. Allah'a yemin ederim ki, öne çıkarılarak boynumun vurulması (yani) bir günahtan dolayı öne çıkarılıp da boynumun vurulmak üzere olması, bana aralarında Ebû Bekr'in bulunduğu bir topluluğa emirlik yapmaktan daha sevimlidir. (Benden daha faziletli ve üstün olan Ebû Bekr dururken benim, onun önüne geçip ona emirlik yapmam uygun değildir.) Böyle bir şey ancak ölümüm sırasında nefsimin bana güzel göstermesi durumunda söz konusu olabilir ki, şu anda kendimde böyle bir hâl bulmuyorum. Bu sırada Ensar'dan bir sözcü şöyle dedi: Bizler, emirlik ağacının faydalanılacak olan aslı ve köküyüz. Yine bizler, meyveleri düşmesin, kırılmasın diye yapraklarla ve dallarla bağlanmış yüklü hurma salkımlarıyız. (Bizler devlet başkanlığı işinin her bakımdan ehliyiz. Dolayısıyla teklifim odur ki) bir emir biz Ensar topluluğundan, bir emir de sizlerden olsun ey Kureyş topluluğu! Bunun üzerine karışık sözler çoğaldı ve sesler yükseldi. Hatta ben bir ihtilaf çıkmasından korktum ve hemen: – Uzat elini ey Ebû Bekr (sana biat edeyim) dedim. O da elini uzattı ve ben kendisine biat ettim. Benden sonra muhacirler ve sonra da Ensar Ebû Bekr'e biat ettiler. Biz böylece Sa'd b. Ubâde'ye karşı çabuk davranıp üstünlük sağlamış olduk. Onlardan birisi: – Sa'd b. Ubâde'yi (yalnız bırakmak ve Ebû Bekr'e biat etmek sûretiyle) öldürdünüz, dedi. Ben de: – Sa'd b. Ubâde'yi Allah öldürsün, dedim. HZ.ÖMER
Muhkem kaleleri birbiri ardınca ele geçirilen İran toprakları tamamen fethedilip, İran hükümdarı Yezdicerd Fergana’ya kaçtıktan sonra, fetih haberi ve ganimetler Hz. Ömer (r.a)’a geldi. Halife mescidde minbere çıktı; fetih haberinin anlatıldığı mektup bir kere de cemaat huzurunda okundu. Ardından Hz. Ömer (r.a) ayağa kalkarak şunları söyledi: Allah Teâlâ’ya hamd ü senâ ve Resûlü’ne salât ve selâmdan sonra... Muhakkak ki Allah Teâlâ Hz. Muhammed (s.a.v)’i hidâyet ile gönderdi. O’na tâbi olanlara karşılığın hemen verileni de, daha sonra verilecek olanını da, dünyanın ve ahiretin hayrı olarak vaat etti ve şöyle buyurdu: “O Allah ki, dinini bütün (bâtıl) dinlere üstün kılmak için Resûlü’nü hidâyet ve Hak Din ile gönderdi; isterlerse müşrikler hoşlanmasınlar” (9/et-Tevbe, 33; 61/es-Saff, 9). Hamd, vaadini yerine getiren ve kuluna zafer nasip eden Allah’a... Allah Mecûsîlerin mülk ve devletlerini helâk etti, topluluklarını dağıttı. Artık onlar memleketlerinde Müslümanlara zarar verecekleri bir karışlık yere dahi sahip değiller. Dikkat edin! Allah, nasıl hareket edeceğinize bakmak için sizi onların toprağına, memleketine, mallarına ve evlatlarına vâris kıldı.
Hz. Ömer (r.a) İran fethedildiği zaman da şunları söyledi: Allah Teâlâ’ya hamd ü senâ, Resûlullah (s.a.v)’e salât ü selâmdan sonra... Muhakkak ki Allah Teâlâ, Hz. Muhammed’i hidâyet ile göndermiş ve kendisine tâbi olanlara hem peşin verilecek karşılıklar, hem de daha sonra görecekleri mükâfatlar, yani dünya ve ahiret hayırları vaat etmiş ve şöyle buyurmuştur: “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da, dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere Resûlü’nü hidâyet ve hak din ile gönderendir” (9/et-Tevbe, 33). Vaadini yerine getirip kuluna yardım eden Allah’a hamdolsun. Dikkat edin! Mecûsîlerin mülk ve saltanatı ortadan kalkmış, darmadağın olmuştur. Artık ülkelerinde Müslümanlara zarar verecek şekilde tek bir karış toprağa bile sahip değiller. Dikkat edin! Allah Teâlâ sizleri nasıl muamele edeceğiniz ortaya çıksın diye onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve nesillerine vâris kıldı. Binaenaleyh bu hususta çok dikkatli hareket edin ki, Allah Teâlâ size olan ahdini yerine getirsin, vaad ettiğini versin. Halinizi değiştirmeyin! Eğer halinizi değiştirirseniz, Allah Teâlâ sizin yerinize başka bir kavim getirir.