Yakup Coşkunoğlu

Şerif Hüseyin, İngiltere’ye güvenip, 1916 ortalarında isyan etti. Büyük bir Arap Krallığı’nın başına geçeceğinin hayali ile çöllerde Türk askerinin kanını döktü. Ancak İngiltere ona vereceğini taahhüt ettiği toprakları çoktan Fransa ile paylaşmıştı.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Birinci Dünya Savaşı başladığında ise Rusya’nın nüfusu 175 milyona yaklaşmıştı ve Ruslar bu savaşta 12 milyon kişilik bir ordu çıkarmışlardı. Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfusu ise 22 milyondu ve tarihinin en büyük ordusunu çıkarmasına rağmen Türk ordusunun sayısı 2.850.000’di. İmparatorluğun son iki asrında Osmanlı nüfusu hemen hemen aynı kalırken Rusya’nın nüfusu 10 misli artmıştı ve ordu büyüklükleri karşılaştırıldığında Rus ordusu Türk ordusunun beş misline yakın bir büyüklüğe ulaşmıştı. Artmayan nüfusumuz bize milyonlarca kilometre karelik bir imparatorluğu kaybettirmişti.
Bununla beraber Türkler arasında istikbali çok ciddi düşünenler de var. Bunlara göre bugüne kadar Türkiye’yi ve Türkleri harap eden Osmanlılık fikridir. Rum, Ermeni, Bulgar, Yahudi, Arap, Laz, Kürt gibi yetmiş türlü milletler topluluğuna Türkler Osmanlı milleti adı vermişler ve bu milletin menfaatini korumak için sadece Türk kavmi hiç durmaksızın savaşarak canını ve malını telef etmiş. Diğerleri rahatça ticaret ve sanatla uğraşmışlardır. Kendilerine mahsus millî idealleri takip etmişler. Bu ideallerini fiiliyâta çıkarmaya çalışmışlar, Ermeniler Ermeni için, Rumlar Rum için, Araplar Arap için çalışmışlar. Sadece Türkler, Türk milleti, Türk halkı, Türk menfaati demeye korkmuşlar. Bugün diğerlerinin çoğu millî ideallerine sarılmışlar. Geriye kalan Ermeniler, Araplar ve hatta Kürtler de diğerlerini takip ediyorlar. Sadece Türkler yetim kaldı. Onlar Osmanlılık fikri iflas etti, Türklük idealleri ise yoktu. Bu yüzden Türkiye’nin istikbalinden kaygılanan bazı mütefekkirler, kurtuluşu sadece bir noktada görüyorlar. O da Türklük fikri, Türklük idealidir. Bunlar “Osmanlılık öldü. Türklüğü diriltmeli”, yani Türklerin istikbali “Ba’sü ba’delmevt”tedir diyorlar. Bu fikirleri anlatmak için slogan olarak “Türkiye’nin istikbali Türkleştirmektedir” diyorlar… Lâkin hâlâ bu fikre muhalif olanlar çoktur. Bunların bir kısmı din adamları ve hocalar, diğer kısmı Arap, Arnavut, Kürt gibi Türklerin dışındaki milletler ve diğer bir kısmı da Türklerin kendileridir”.
Rumeli Türklüğü’nün yok olmasına sebep olan Balkan Savaşı, Türk milleti üzerinde karamsar bir hava yaratmıştı. Nitekim 1912’de Balkan Savaşı esnasında Orenburg Vakit Gazetesi adına İstanbul’a gelen bir Tatar Türk’ü olan Fatih Kerimi halkın “Biz artık bittik, hiç olmazsa boş yere Türk kanı dökülmesin, milletin parası ziyan olmasın, ülkeyi kurtaracak yiğitler görmek bize nasip olmadı. Ne olacaksa olsun ortalık bir an önce sakinleşsin” düşüncesinde olduğunu ifade eder. Karamsarlık ve ümitsizliğin had safhada olduğunu anlatır. Başuba’delmevt’ten başka çare kalmadığının konuşulduğunu zikreder. Paul Wittek, Rumeli’nin Osmanlılar için “varlık sebebi” olduğunu, Balkan Savaşı sonunda Osmanlılar’ın varlık sebeplerini yitirdiklerini söyler. İlber Ortaylı da Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen 1912’de sona erdiğini belirtir.
30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Anlaşması ile sona eren savaşta Osmanlı İmparatorluğu, Edirne dâhil olmak üzere bütün Rumeli’yi kaybetti. Midye-Enez hattı sınır oldu. Yüzbinlerce Müslüman katledilirken, vatanlarını kaybeden yüzbinlerce Türk, İstanbul ve Anadolu’ya göç etti. Balkan devletlerinin kendi aralarında anlaşamamaları üzerine İkinci Balkan Savaşı çıktı. Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Romanya, Bulgaristan’a savaş ilan etti. Osmanlı Devleti, Balkan devletlerinin anlaşmazlığından istifade etmek üzere harekete geçti. Esas itibarıyla Trakya’da Bulgar askeri kalmamıştı. Çatalca ordusu kurmay başkanı ve İttihad ve Terakki liderlerinden Yarbay Enver Bey, kolordusuna bağlı bir kuvveti Kuşçubaşı Eşref Bey’in komutasında cepheden Lüleburgaz’a kadar keşif yapmak üzere gönderdi. Bulgarlar, Trakya’yı tahliye ettiği için önemli bir direniş gelmeyeceği anlaşılınca Enver Bey’in komutasındaki Türk kuvvetleri 23 Temmuz 1913’te Edirne’yi geri aldı. Batı Trakya Bulgaristan’a geri verilerek Meriç iki devlet arasında sınır kabul edildi. Falih Rıfkı Atay, Edirne’nin alınışını Zeytindağı isimli eserinde şöyle anlatır: “Vatan kaybı İstanbul’da çabuk unutulur. Balkan Harbi’nden şehirde canlı bir hatıra kalmıştı: Edirne! Onu geri almak ve Bulgaristan’ın yenildiğini görmekle, kalp acılarını dindirmiştik”.