Yakup Coşkunoğlu

Murat Bardakçı ise mektuplarından hareketle Enver Paşa’nın Napolyon hayranlığı iddialarıyla ilgili şunları söylemektedir: “Bazı tarihçiler, o günleri yaşamış ve hatıralarını yazmış olan kimi siyasetçiler ve özellikle de İttihad ve Terakki’nin muhalifleri, Enver Paşa’nın hayranlık duyduğu, kendine örnek aldığı ve hatta taklide çalıştığı askerî şahsiyetin Napolyon Bonapart olduğunu söylerler.”
Reklam
Nitekim dünya savaşı sırasında bölgede mücadele eden Teğmen İhsan Aksoley, Enver Paşa’nın Libya’daki etkisini şöyle anlatır: “1911 Osmanlı-İtalyan Harbi’nde Kuzey Afrika’da bulunan Enver Paşa’yı; Tunus hududundan Mısır hududuna kadar herkes bilir, gönülden sever, sayar ve Enver Paşa’ya sonsuz güvenirdi. Trablusgarb Türk subaylarına ve çavuşlarına da aynı duygularla bağlı idi. Türkleri yanlarında görmekten ve Türklerin başlarında kumandan olmasından sonsuz memnunluk ve huzur duyarlardı. Sahrada bir çobanın ve şehirlerarası bir deve kervanı sürücüsünün uzun uzun çektiği yâleller arasında dört kelime duyulurdu: “Yaşa, yaşa Enver Bâşâ...” Enver Paşa’nın başına “re’sek Enver Bâşâ diye yemin edilir, bu yeminden sonra yalan söylenmez ve yalan söyleneceği de düşünülemezdi.”.
Yakın dönem Türk tarihinin en tartışmalı devlet adamlarının başında Enver Paşa gelir. Enver Paşa hâlâ kimine göre bir imparatorluğu yıkan hayalperest, kimine göre ise Turan ülküsünü gerçekleştirmeye adanmış bir ömürdür. Enver Bey, 1881’de İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmed Efendi bir memurdu ve aslen Gagavuz Türkleri’ndendi. II. Abdülhamid, ülkeye modern eğitimi getiren padişahtı, ancak bu okullarda sultan aleyhtarı öğrenciler yetiştiler. Enver Bey de Harbiye öğrencisi iken, II. Abdülhamid aleyhtarı propagandalardan etkilendi. Harbiye’de başarılı bir öğrenci olan Enver Bey, dokuzuncu olarak kurmaylığa girmeye hak kazandı. Kurmay okulunu 1902’de bitirdikten sonra, Makedonya’da eşkıya takibine başladı. Enver Bey, iki sene içerisinde Bulgar ve Yunan çeteleriyle 54 defa çatışmaya girdi ve kazandığı başarılarla 1906’da binbaşı oldu.
Manastır’ı da ziyaret eden Sultan Reşad Selanik’ten tekrar Barbaros zırhlısına binip, 26 Haziranda İstanbul’a döndü. Sultan Reşad’ın Rumeli Seyahati olumlu bir hava estirdiyse de sultanın hasta hasta bölgeye gitmesi bir işe yaramadı. İktidardaki İttihadçılar ziyaretin yarattığı yumuşamadan faydalanmayı beceremeyince isyan daha da büyüdü ve Balkan Savaşı’ndan sonra öteki Balkan ülkeleriyle beraber Kosova ve Arnavutluk da elimizden gitti. 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması ile Kosova Vilâyeti Sırbistan’a terk edildi.
Sultan Reşad 16 Haziran’da Sultan Murad’ın şehid edildiği yerde 100 bin kişiyle Cuma Namazı kıldı. Namazdan önce halifenin vekil tayin ettiği Manastırlı İsmail Hakkı Efendi bir vaaz vermişti. Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa ise namazdan sonra genel af ilan edildiğini ve kan gütme davasından vazgeçilmesi için padişahın 30 bin lira ihsanda bulunduğunu padişahın beyannamesini okuyarak duyurdu. Sadrazam İbrahim Hakkı Paşa daha sonra padişah adına halka hitap ederek “Bölünmeyelim, birleşelim. Bölünmeye dinimiz de karşıdır” dedi. Sadrazam yaptığı konuşmada Arnavutlar’ı överek fesatçıların sözlerine kanmamalarını ve tahriklere kapılmamalarını tavsiye etti.
Reklam