Yakup Coşkunoğlu

Balkanlar’daki Müslümanlar’ın tek umut kaynağı Türkiye’dir. Coğrafyayla ne kadar ilgilenirsek bölgedeki Müslümanlar geleceğe o kadar umutla bakabilirler. Bu yüzden, devlet adamlarımızın Kosova’yı ziyaretleri bölgedeki Müslümanlar’ın büyük coşkusuyla karşılanır. Bundan yaklaşık 110 yıl önce Müslüman Arnavutlar’ı bağımsızlıktan vazgeçirmek için büyük hazırlıklar yapılarak Sultan Reşad bölgeye gitmiş, ancak ziyaretin en can alıcı yeri olan Sultan Murad Meşhedi’nde kılınan Cuma Namazı’ndan sonra Müslüman Arnavutlar’a yapılan konuşmaları tercüme etmesi için götürülen mütercimin Arnavutça bilmemesi yüzünden büyük bir hüsran yaşanmıştı.
Reklam
Paşa, 11 Haziran 1913’te her zaman olduğu gibi Beyazıt’taki Harbiye Nezareti’ne gelmiş, çalışmalarını bitirdikten sonra otomobiliyle saat 11 civarında nezaretten ayrılmıştı. Mahmud Şevket Paşa’nın otomobili Çarşıkapı’ya geldiğinde bir cenazeye rastladı. Cenaze, suikasti tertipleyenlerin bir oyunu idi. Yolun kapanması üzerine otomobil durarak cenazenin geçişini beklemeye başladı. Bu fırsattan yararlanan suikastçiler de paşanın aracını üç taraftan çapraz ateş altına alarak arabada yer alan paşanın yaveri İbrahim Bey ile uşağı Kasım Ağa’yı olay yerinde öldürüp, diğer yaver Eşref Bey’i de yaraladılar. Topal Tevfik adlı suikastçi ise elinde silahıyla otomobilin çamurluğuna çıkarak Mahmud Şevket Paşa’yı vurmuştu. Mahmud Şevket Paşa, ağır yaralı olarak Beyazıt’taki nezaret binasına götürüldüyse de kısa bir süre sonra aldığı yaraların etkisiyle öldü.
Said Paşa’nın istifasıyla İttihad ve Terakki iktidarı sona erdi, yeni hükümet 22 Temmuz 1912’de Gazi Ahmed Muhtar’ın sadrazamlığında İttihadçılar’ın muhalifleri tarafından kuruldu. Yeni iktidar, İttihad ve Terakki mensuplarını sindirme harekâtı başlattı. Bu sırada 8 Ekim 1912’de Balkan Savaşı çıktı. Savaşta uğranan mağlubiyetler üzerine Gazi Ahmed Muhtar Paşa kabinesi istifa etti. 29 Ekim 1912’de kurulan yeni hükümetin sadrazamı Kâmil Paşa’nın da İttihadçılar’la arası iyi değildi. İttihadçılar, Balkan Savaşı’nın kötü gidişatını ve Edirne’nin düşecek bir konuma gelmesini şiddetle eleştiriyorlardı. İttihad ve Terakki ileri gelenleri gizli toplantılar yaparak duruma müdahale etmeye karar verdiler. Bir baskınla Kâmil Paşa hükümeti düşürülecekti. Enver Bey’in başında olduğu bir grup, 23 Ocak 1913’te Bâbıâli’deki hükümet merkezine doğru harekete geçti.
Bu suikast, II. Abdülhamid’in elini iyice zayıflattı ve bölgede hükümet denetimi kaybetti. Padişah, son bir umutla Tatar Osman Paşa’yı Manastır’a gönderdi. Ancak 22/23 Temmuz gecesi telgraf telleri kesildikten sonra Resneli Niyazi ve Ohrili Eyüp Sabri sayısı 2 bini geçen çeteleriyle Manastır’ı basıp, paşayı dağa kaldırdılar. Bu olaydan sonra İttihadcılar’ın önünde hiçbir güç duramadı ve 23 Temmuz’da Makedonya’da Meşrutiyet’i ilan ettiler. II. Abdülhamid okun yaydan çıktığını görünce aynı gün Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koydu. Böylece II. Abdülhamid’in 30 yıldan fazla süren iktidarının sonu gelmiş, tarihimizde yeni bir dönem açılmıştı. “Meşrutiyet” ve “Hürriyet”le adı bütünleşen İttihad ve Terakki Cemiyeti, siyasi parti hâline dönüştü ve 1908’den 1918’e kadar imparatorluğun kaderine hükmetti.
İttihadçılar, Reval’de Rusya ile İngiltere’nin Türkiye’ye son darbeyi vurmaya, hasta adamın ölümünü erkene almaya, Makedonya’yı, hatta Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmaya karar verdiklerine inandılar. Bu duruma da II. Abdülhamid’in pasif ve yanlış dış politikasının sebep olduğu kanaatindeydiler. Eğer meclis açılır, Hristiyanlar’a eşitlik verilirse Makedonya elden çıkmaz, ülkenin bütünlüğü sağlanır diye düşünüyorlardı. Reval görüşmelerini sultana karşı siyasi bir propaganda silahı olarak kullandılar. Bu da uzun süredir hazırlanan ihtilal sürecini hızlandırdı. 12 Temmuz’da harekete geçip, 23 Temmuz’da anayasayı yürürlüğe koydurup, II. Meşrutiyet dönemini başlattılar. Ancak kurtardıklarını sandıkları Makedonya ve Doğu Trakya dışındaki Osmanlı’nın diğer Balkan toprakları bütün iyi niyetlerine rağmen izledikleri yanlış siyaset yüzünden dört yıl içerisinde tamamen kaybedildi.
Reklam