Yakup Coşkunoğlu

Kişinin devlet ve millet gayreti, vatan muhabbetiyle çalışabilmesi, daimî bir ıstırap ve endişeden kurtulması ise ancak mal güvenliğinin teminiyle mümkündü. Evvela halkın mal, can ve namus güvenliği sağlanmalıydı. Devletin, memleketin muhafazası için lüzumlu asker ve diğer masraflarının ancak halkın vergilerinden toplanan parayla karşılanabileceğine göre, bu vergi meselesine de çeki düzen verilmesi gerekliydi. Bunun için memlekette bir hayrı görülmeyen iltizamla vergi toplanması usulü terk edilecek ve herkesten emlâk ve kudretine göre münâsip bir vergi alınacak, hiç kimseden kanun harici bir şey talep edilmeyecekti. Asker konusunda da düzenleme yapılarak nizamsızlığın önlenmesi, ticaret ve ziraatın bozulmaması için şimdiye kadar uygulanan askere alma şeklinden vazgeçilecektir. Artık lüzumu hâlinde her bölgeden nüfusuna uygun miktarda asker talep edilecek ve askerlik 4-5 seneyle sınırlandırılacaktı.
Reklam
Hatt-ı Hümayun’da önce durum tespiti yapılıyordu: Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan itibaren “Kur’an ve Şeriat”a sımsıkı bağlı kaldığı için güçlü ve müreffeh olmuştu. Ancak 150 yıldan beri “Kur’an ve Şeriat” bir kenara bırakılmış, bu yüzden de hem devlet hem de millet evvelki güç ve ihtişamını kaybetmişti. Yine de memleketin uygun mevkii, yeterli kaynakları ve halkın kabiliyeti akıllı bir şekilde yönlendirilirse, 5-10 sene zarfında bu kötü durumdan kurtulmak mümkündü. Bunun için yapılması gereken Allah’ın yardımı ve Hazreti Peygamber’in inayetiyle yeni kanunlar çıkartmaktı. Hatt-ı Hümayun’un ikinci bölümünde yeni kanunların neler olduğu ve niçin yapılacağı izah ediliyordu; Dünyada can ve namustan daha kıymetli bir şey olmadığına göre, bir kimsenin kendini tehlikede görüp, karakterinde ihanet olmasa bile bunları korumak adına devlete ve millete zarar verecek hareketlere teşebbüs etmemesi için güvenliğinin tesisi şarttı.
Tanzimat’ın iki esas gayesi vardı: Bunların ilki, Sırp (1804) ve özellikle Yunan (1821) ayaklanmalarında kendini bulan ve imparatorluğu temellerinden sarsan milliyetçi fikirlerin önünü almaktı. Giderek bir Osmanlı milleti oluşturmak fikri bu endişeden kaynaklandı. İkinci gayesi ise merkezi otoriteyi İmparatorluğun tamamında hâkim kılmaktı. Bazı araştırmacılar, Tanzimat Fermanı’nın yalnızca, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanını bastırmak için İngiltere’nin yardımını temin etmek ve Liberal Avrupa kamuoyunu kazanmak adına Mustafa Reşid Paşa tarafından hazırlanmış siyasî bir manevra olduğunu iddia ederler. Bu doğru olmakla beraber Mısır isyanı tek başına Tanzimat’ın sebebi değil, sadece hızlandırıcısıydı. Tanzimat sürecini, kendisinden önceki yenilik fikir ve uygulamalarından ayıran ve onlara nispetle daha başarılı kılan en önemli faktör, bu dönemde yenilik fikrinin kişilere bağlı bir faaliyet olmaktan çıkartılıp, sistemleştirildikten sonra kurumsallaştırılmasıydı.
“Tanzimat nedir” sorusu belki de yakın tarihimizin en zor sorusudur. Kimilerine göre Tanzimat, Türk laikliğinin, Türk anayasa ve parlamenter geleneğinin, yani modernleşmemizin şanlı mübeşşiridir. Kimilerine göreyse Tanzimat, bu memlekette Batı taklitçiliğinin miladıdır. Kimileriyse Tanzimat’ı iyi niyetli bir teşebbüs kabul edip, daha sonra “ama” ile başlayan bir parantez açıp “yetersizdi” diyerek sözlerine devam ederler. Tüm bu değerlendirmeler ya ideoloji penceresinden ya da sebebi bir tarafa bırakıp tamamen sonuca göre hüküm vererek yapılmıştır.
Kavalalı, Mısır’ı 1847’ye kadar yönetti. 1847’nin sonlarına doğru bunama alâmetleri baş gösterince oğlu İbrahim önce vekâleten yerine geçti. 1848 Eylül’ünde ise asaleten Mısır valisi oldu. Ancak 1848 Kasım’ında babasından önce vefat edince Mısır’ın başına Ahmed Tosun Paşa’nın oğlu I. Abbas Hilmi Paşa geldi. I. Abbas Hilmi, dedesi Kavalalı döneminde takip edilen Batılılaşma politikasını terk etti. Avrupalı uzmanların işine son verdi. Böylece Kavalalı’nın başlattığı modernleşme hamlesi yarım kaldı. Kavalalı’nın kurduğu hanedan 1945’e kadar Mısır’ı yönetti. Kavalalı’nın reformları İslam dünyası için bir umut olabilirdi. Ancak devamı gelmedi ve Mısır, İslam dünyasının temsilcisi olamadı. Hâlihazırda görünen Türkiye’den başka alternatif olmadığıdır.
Reklam