Yakup Coşkunoğlu

İbrahim Paşa 1831-1832 kışında Suriye, Lübnan ve diğer bölgeleri ele geçirdikten sonra iki savaşta Osmanlılar’ı mağlup etti. 21 Aralık 1832’de Konya yakınlarında yapılan savaşta ise Osmanlı ordusunu tekrar mağlup ve sadrazamı esir etti. Osmanlı yönetimi bunun üzerine diplomasiye başvurdu. Ancak güçlü bir Kavalalı yerine zayıf bir Osmanlı’yı tercih eden Rusya İstanbul’a asker gönderdi. Rus birliklerinin İstanbul’a gelmesinden rahatsız olan İngiltere ve Fransa, Osmanlı hükümeti ve Kavalalı üzerinde baskı kurarak, iki tarafı savaşa son verdirdiler. 6 Mayıs 1833’te meydana gelen Kütahya uzlaşması ile Suriye ve Adana Mehmed Ali Paşa idaresine verildi.
Reklam
1821’de başlayan Yunan isyanının bir türlü dizginlenememesi üzerine II. Mahmud, Kavalalı’dan yardım birlikleri istedi. Kavalalı, oğlu İbrahim Paşa’ya Mora valiliği verilmesi şartıyla bu isteği kabul etti. Mora’da bir süre savaşan İbrahim Paşa’nın Avrupalı emperyalist güçlerin müdahalesi üzerine, kimseye danışmadan Mısır kuvvetlerini Mora’dan çekmesi İstanbul’da ciddi rahatsızlığa yol açtı. Mehmed Ali Paşa ise Mora’nın kaybedilmesi üzerine Suriye valiliğinin kendisine verilmesini istedi. Verilmeyince Kasım 1831’de İbrahim Paşa kara ve denizden Suriye’ye girdi. Kavalalı Mehmed Ali Paşa bu harekâtı, sadece hakkı olan bir bölgeyi ele geçirmeyi hedefleyen bir sefer olarak ilan etti ve padişaha bağlı olduğunu vurguladı. Ancak Mısır valisinin asıl gayesi ise bağımsızlıktı.
Batı Medeniyeti farklı milletlerin bayrağı birbirinden devralmasıyla sürekli yenilenerek bugüne kadar geldi. 15. yüzyılda Portekiz, 16. yüzyılda İspanya, 17. yüzyılda Hollanda, 18. yüzyılda Fransa, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk yarısında İngiltere, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren de ABD, Batı Medeniyeti’nin motor gücü oldu. İslam Medeniyeti ise Araplar ile tarih sahnesine çıktı. Araplar’ın yorulduğu zaman ise Türkler bayrağı devralıp yaklaşık 900 yıl İslam Medeniyeti’nin temsilcisi oldular. Ancak sonunda Türkler de yoruldu ve Osmanlı İmparatorluğu çökmeye başladı. Türk milleti alternatif çıkmaması yüzünden en zor günlerinde bile İslam Medeniyeti’nin temsilcisi oldu. 19. yüzyılın başlarında Mısır, Kavalalı’nın reformlarıyla liderlik yönünde bir adım attıysa da Kavalalı’nın ölümünden sonra kendisi gibi kuvvetli bir lider çıkmaması yüzünden bu şansını kaçırmıştı.
Devrin yazarları ve daha sonraki tarihçilerin birçoğu, yeniçeriliğin kaldırılmasını devletin başına bela olan ve yenilikleri engelleyen bir zümrenin tasfiyesi olarak sevinçle karşıladılar ve bu hadiseyi “Vak’a-i Hayriyye”, yani hayırlı olay olarak adlandırdılar. Bazı yazarlar ise yeniçerilerin yerine derhal bir ordunun kurulamaması nedeniyle peş peşe gelen savaş ve isyanlarda Osmanlı İmparatorluğu’nun ağır yaralar aldığını söyleyip, hadiseyi “Vak’a-i Şer’iye”, yani hayırsız olay olarak nitelerler.
Yeniçerilerin en büyük destekçisi olan ırgat, hamal ve kayıkçıların çoğu takibata uğrayıp, sürgüne gönderildi ve Türk hamalların yerini Ermeniler aldı. Neferleri yeniçerilerden oluşan tulumbacı ocağı kaldırıldı. Benzer bir teşkilat birkaç ay boyunca kurulamadığı için, bu süre zarfında çıkan yangınlara müdahale edilemedi. Yeniçerilerle bağlantılı diğer askerî teşkilatlar da kaldırıldı. Bunların yerlerine kurulan kurumlarda, yeniçerileri hatırlatacak askerî tabirlerin kullanılmasından kaçınıldı. Yeniçeri Ocağıyla sıkı münasebetleri olan Bektaşîler de bu topyekûn öfkeden nasiplerini aldılar. Bazı Bektaşî babaları idam edildi, Hacı Bektaş şeyhi Amasya’ya sürüldü, birçok Bektaşî de yerlerinden alınıp ülkenin diğer bölgelerine gönderildi. Hemen hemen bütün Bektaşî tekkeleri kapatılıp, kadim olanları hariç diğerlerinin ya türbeleri dışındaki bölümleri yıktırıldı ya da bu tekkeler başka tarikatlara verildi.
Reklam