Hayatı topraktan öğrenip kitapsız bilenler de çoktur...
İnsanlardan fazla şey beklemeyip, küçük bir ricası olan da vardır:
“İstemem ben fatiha, tek çalmasınlar taşımı...”
Eşref
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Beni sokmayan yılan bin yaşasın,” deyimi hem en bencilce bir deyim, hem de toptan yanlıştır. Neden? Doğadaki yılan senin şehrinde, caddende gezmez ki, burada bahsi geçen arazideki yılanlar değil, toplumdaki yılan, beraber olduğunuz insandır. Seni ne zaman ısıracağına gelince, kesinlikle seni sokacaktır, ama zamanını sadece o bilir. Peki o takdirde nasıl oluyor da sen bu lafın arkasına sığınıyor ve kendini güvende hissedebiliyorsun? Bu akıl mı?… “Sürüden ayrılanı kurt kapar.” Güzel!… Ayrılmayanı da keserler!… Sürüden ayrı düşen bir koyuna her zaman kurdun saldıracağını düşünmek ahmaklıktır. Koyun, özgürce birtakım sıkıntılara katlanabilir… Ama senin kasaba gideceğin kesin…
Rastlantı, nedenleri bilinmeyen olayların bir araya gelişine denir. Oysa nedensiz bir dünya yoktur. Dolayısıyla, bu dünyada rastlantı diye bir şey söz konusu olamaz. Rastlantı yalnızca insanın kafasının içindedir, insanın algılarının sınırlı olması, bilme gücünün dar oluşu, rastlantıdır. İnsanlar kalıplara sıkışıp kalmışlardır. Tamamen aynı hareketleri ve aynı kelimeleri tekrarlarlar. Büyüyen kitleler ortasında günden güne daha da çok yalnızlığa gömülerek, acınacak duruma düşmektedirler.
Ölümü ve bir gün hayattan atılacağını bilen insanın bunu görmezlikten gelip, kendini heba edercesine sahte mutluluklar peşinde koşması akıllıca bir iş olabilir mi? Gerçeği görmemek ve kendisini aldatmak için; günlük hay huylar, sahte tavırlar, kukla oynatmalar ve eğlenceler peşinde koşuyor. Aslında bu hal, “insanın kabaklaşması”dır.
“Tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret ben…” diyen; Nazım başka bir şiirinde de şöyle söylüyor:
“Paydos… diyecek bize bir gün tabiat anamız
‘Gülmek, ağlamak bitti çocuğum…’
Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak:
Görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat…”
Ölüm, doğanın nihai adaleti ve herkesin efendisidir.
Talih gibidir, ne zaman geleceğini, ne zaman gideceğini
kimse bilmez. Herkes kendi payına düşeni er geç alır.
Türkü gibidir, kiminin türküsü kısadır. Uzun olanınki ise
sadece birkaç sözden öteye geçmez.
Ömer Hayyam’ın dediği gibi:
“Can yoldaşlar dostlar çekildi gittiler
Ecel çiğnedi hepsini birer birer
Yan yana oturmuştuk hayat sofrasına
Bizden birkaç kadeh önce sızdı gittiler.”