Yakup Coşkunoğlu

“Her Fransız adeta kendi başına bir Cumhuriyettir” aşırı ferdiyetçidir. Georges Clemenceau (1913) Fransızların bu halini “Memleketi kemiren hastalık” olarak tanımlamıştır. Başkan De Gaulle (1966) ise; “Fransızların devletten vazgeçmediğini fakat aynı zamanda devletten nefret ettiklerini” söylemiştir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Özgürlüğünü yitirmemiş medya kuruluşları, muhalefet, kamuoyu çok yerde adil ve dürüst olmayan uygulamalara karşı bazen etkili mücadele verebilmektedir. Bu mücadelenin gücü ve etkinliği ülkenin kalkınmışlık derecesine bağlıdır. Ne var ki zengin ve güçlü; haksız olduğu hallerde dahi haklı, fakir ve güçsüz her şart altında haksızdır. Zengine haksız olduğu zaman hayır, fakire haklı olduğu zaman evet diyen yönetimler dünyada azdır.
Dünyada en iyi şey, namuslu bir insan olmaktır. Sonunda en akıllı insan da namuslu olandır... Adalet varsa rezalet yoktur. Son olarak, lider kim mi? “Kimsesiz hiç kimse yok, her kimsenin var kimsesi, kimsesiz kaldım, yetiş, ey kimsesizler kimsesi!” Ruşenî
Atilla’nın ordusuna hareket emri vermeden yaptığı konuşma sadece sekiz on cümleden ibarettir. Son sözleri de şudur: “Dünyanın başına bela olan Roma’ya diz çöktüreceğiz… Biz Hunuz bugün Hun olduğumuzu göstereceğiz…” Bu son cümle üzerine, zaten büyük çoğunluğu süvarilerden oluşan Hun ordusunda öyle bir çığlık yükseldi ve uzaktaki vadilerde yankılandı ki on binlerce at bu haykırışı “hücum” diye algıladı. Süvarilerin ruh hali de aynı olunca, at ovası bir anda denizde patlayan kasırga gibi Roma Ordusu’nun üzerine köpürdü…
Yıl M.Ö. 451, Eylül ayıdır. Yer Paris’in doğusunda Katalon Ovası’dır. Karşılaşan ordular Hun ve Roma ordularıdır. Hun ordusu müttefikleri dahil bir milyon asker, Roma ordusu müttefikleri ile birlikte sekiz yüz bin kişidir. Hunlar’ın başında politik ve askeri lider olarak Atilla, Romalıların başında ise Roma meclisinden siyasi yetkiler de almış olan başkomutan General Aetius bulunmaktadır. Her iki lider de sayısız savaşlar idare etmiş, kusursuz savaşçılardır. Atilla da, Aetius da o kadar çok savaşa katılmışlardır ki bunlardan aldıkları yaraların sayısını bile tam olarak bilmemektedirler. Savaş güneşin doğması ile başladı ve havanın kararmasıyla bitti. Akşam olduğunda savaş meydanında, (bir aydınlık süresi içerisinde) 600.000 ölü yatıyordu... İki taraf da yaralılarının sayısını tam olarak hiçbir zaman çıkaramadı. Tarihte ne dün ne de bugün; ne bir mevkide bu kadar insan toplanmış, ne de bir günde bu kadar ölü verilen savaş olmuştur. Ama şimdi anlatılmak istenen bu iki politik ve askeri liderin ordularına yüksek strateji ve manevralarla ne kadar yaman, ne kadar usta olduklarını göstermek değil. İnsanların ruhuna hakimiyetleridir.