Dünyanın büyük bir bölümü ekonomik olarak ya durgunluk ya da gerileme süreci yaşamaktadır. Kalkınmakta olan dünya toplumlarının büyük çoğunluğu, ekonomik olarak yerel tüketime yetecek düzeyde tarıma ve basit şekilde maden çıkarmaya dayalı olma özelliklerini sürdürmektedir. Modern tıbbın ortaya çıkışıyla birlikte, bu ülkeler ekonomik ve siyasi planlarını altüst eden bir nüfus patlaması yaşamaktadır.
Bu toplumlar arasındaki savaş, yeniden en ilkel şekline bürünme istidadı gösterecektir. Etnik nedenlere dayalı sorunlar veya paylaşım sorunu, nüfus büyümesinin yol açtığı farklılaşma nedeniyle bir iç savaş için ortam hazırlayacaktır. Nüfus yoğunluğu fazla olan devletler, daha az insanın yaşadığı komşu ülkelere karşı planlı istila girişiminde bulunacaklardır.
Çok sayıda mültecinin sınırların dışına taşmasıyla da şiddetin tohumları atılacaktır. “Üçüncü Dünya” olarak tanımlanan ülkelerde savaş daha az gelişmiş güçlerle yapılacak, belirli bir strateji ve amacı olmaksızın yıllarca sürecektir. Böyle bir gelişme, Afrika’da bazı bölgelerde yaşandığı gibi, savaşın yol açabileceği en kötü sonuçları doğuracaktır: Kasıtlı açlık, aşırı vahşet ve toplu katliam…