Yakup Coşkunoğlu

Gelecekteki tüm zamanlar, süregelen ırkçı, ekonomik ve dini gerginliklere tanık olacaktır. Kargaşaların ve çatışmaların bazıları o kadar şiddetli olacak ki bazı devletlerin ulusal varlıkları, toprakları ve güçleri büyük tehlike altına girecektir. İyi yönetilen bir devlet, hayati ulusal çıkarlarını tehdit edeceği şüphe götürmeyen bölgesel hegemonyaların yükselişini önceden tahmin etmek zorundadır. Bazı durumlar, bu güvenlik tehditlerinin ortadan kaldırılması için askeri çözümü gerektirecektir. İçinde bulunulan yüzyılın son çeyreğinde, büyük toplumsal ve ekonomik değişikliklerin yaşanması muhtemeldir. Bilgi çağının, jeopolitiğin, süregelen temel özelliklerini değiştirmesi söz konusu olmayacaktır.
Reklam
Savaşlar bundan sonra da olanca hızıyla devam edecek, daha çok bölgesel sorun ve sorunlar çıkacak, insanlar kendi haklarını daha fazla arayacaklar ve kaynaklarına sahip çıkma duygusu çok fazla yükselecektir. İnsanların açgözlülüğü ve ikiyüzlülüğünün, savaşı tabii bir hale dönüştürdüğünün bilincinde olan Çinliler, “Niye birbirinizi öldürüyorsunuz; aceleniz ne? Zaten hepimiz öleceğiz,” diyerek insanların telaşını anlayamadıklarını söylerler.
“Barış sonsuz bir rüyadır” sözü doğru mu? Tarih doğru olduğunu binlerce yıldır kanıtlıyor. Askeri tarihçiler, savaş sanatı araştırmacıları ve askeri stratejilere göre barış, sadece geçici bir ara veya kısa bir dinlenme molası, sonraki savaş için bir hazırlık dönemidir. Aklına esen barıştan söz eder ama bütün dünya savaşı sürdürür. Bunda, çocukluktan başlayarak savaşın kaçınılmaz olduğuna, uzun süreli bir barış umudunun veya görüşmelerin ancak bir ütopya veya boş bir hayal olduğuna koşullanmaların da etkisi vardır. Barış, hiçbir devletin bütçe ayırmadığı, bunu aklından bile geçirmediği bir yatırım alanıdır! Barış, üzerinde konuşulan bir “şey”dir yalnızca. Savaş ise bambaşkadır. Hükümetleri, fabrikaları, şirketleri, tüccarları, ulaştırma hatları, orduları, generalleri, armadaları, komisyoncuları vardır ve bunlar harıl harıl çalışırken güç dengeleri, çıkar ilişkileri, zafer kazanma güdüsü, ötekini bastırma, yenme, yok etme duygusu, her şeyin belirleyicisi durumundadır.
Geçerli olan kültür şudur: Bir ulus, kendini savunmak için, her an hazır olmalıdır ve ulusal çıkarları gerektiğinde, varlığını sürdürebilmesi için gerekli ya da kaçınılmaz göreceği araçları kullanmalıdır.
Sadârete tayin olunan Talat Bey teşrifat kaideleri ve usul gereği paşalık unvanını da kazandı. Sadrazam devletli Talat Paşa hazretleri İttihad’ın lider tayfasından bir kabine teşkiliyle işe başladı. O sırada Mısır’da bulunduğumuzdan bir dostumuzla bir yerde bulunuyorduk. Talat Paşa’nın sadârete tayinine dair telgraf gelince, kendisi âcizanelerine hitaben aniden aşağıdaki beyti söylemişti: Sen yakışmaz dersin amma kel başa şimşir tarak Sadrazam oldu Tal’at, cilve-i takdire bak. Ertesi gün yine kendisiyle birlikte bulunduğumuz sırada Talat Paşa kabinesi erkânının isimlerini içeren telgrafı okuduktan ve Enver Paşa’nın da Harbiye Nâzırı olduğunu anladıktan sonra aşağıdaki beyti söylemiştir: Talat olmuş sadrazam alta almış Enver’i İttihad’ın sayesinde mülkün alt üst her yeri.
Reklam