Yakup Coşkunoğlu

d. Halife Olarak Biat Alması İlk olarak Hz. Ali’nin 40 (661) yılında bir Hâricî tarafından şehit edilmesinden sonra Kudüs’te “emîrü’l-mü’minîn” unvanıyla biat aldığı bildirilen Muâviye b. Ebû Süfyân, daha sonra Irak’ta babasının yerine Halifeliğe getirilen Hz. Hasan ve taraftarlarını kendi safına çekmek için yoğun bir faaliyet başlattı. Bu maksatla ordusunun başında Musul’a kadar geldi. Diğer taraftan Hz. Hasan da, onunla savaşmak için ordusuyla Suriye istikametinde yola çıkmıştı. Ancak Medâin’in Sâbât mevkiinde konaklama anında askerlerinin savaşa karşı isteksizliğini sezince bir konuşma yaparak aslında hiçbir müslümana karşı kötü hisler beslemediğini, adamlarının pek çoğunun da savaştan hoşlanmadığını bildiğini, bunun için onların arzu etmedikleri bir şeyle karşı karşıya kalmalarını istemediğini söyledi. Büyük bir şaşkınlık yaratan bu sözleri üzerine Hâricîler’in görüşlerini benimseyen bir grubun saldırısına mâruz kalan Hz. Hasan, Rebîa ve Hemdân kabilelerine mensup sâdık adamlarının yanına sığındı. Onların etrafını çevirip saldırganları uzaklaştırmaları sayesinde kurtulabildi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
37 yılı Safer ayının ilk günü (19 Temmuz 657) iki taraf arasında çatışmalar başladı. Çatışmaların son gününde (28 Temmuz Cuma) Irak ordusunun şiddetli taarruzu karşısında zor durumda kalan ve savaşı kaybetmek üzere olduğunu anlayan Muâviye, bu sırada Amr b. Âs’ın teklifiyle askerlerine mızraklarının ucuna Kur’an sayfaları taktırarak savaşın durdurulmasını ve işin hakemlere havale edilmesini sağladı. Böylece mağlubiyetten kurtulmakla kalmayıp, Hz. Ali’nin ordusunun hakem tayini yüzünden ikiye bölünmesine ve hakem tayinini kabul etmesi yüzünden Hz. Ali’yi tekfir eden Hâricîler ile ona bağlı kalanların birbiriyle savaşmasına da zemin hazırlamış oldu. Ardından Hz. Ali’nin Hakem Olayı sebebiyle ordusundan ayrılan Hâricîler’le mücadelesinden istifade ederek durumunu güçlendirmeye çalıştı. Mısır başta olmak üzere halifeye bağlı bazı önemli yerleşim merkezlerini ele geçirdi.
c. Sıffîn Savaşı Cemel Vakası’ndan galip çıkan Hz. Ali gönderdiği elçi vasıtasıyla kendisini tekrar itaate davet edince, yine red cevabı verdi ve bir süre sonra gönderdiği mektupla, ona ancak Hz. Osman’ın katillerinin kendisine teslim edilmesi şartıyla biat edeceğini bildirdi. Savaşın kaçınılmaz hale geldiğini gören Hz. Ali’nin, ordusunun başında savaş için Medine’den hareket ettiğini duyunca, ordusuyla birlikte Irak istikametinde yola çıktı (Mayıs-Haziran 657). İki ordu 36 yılı Zilhicce ayının ilk günlerinde (Mayıs 657 sonları) savaşın yapılacağı bölgeye ulaşmıştı. Hz. Ali elçileri vasıtasıyla Muâviye’yi tekrar kendisine biata çağırdı. Ancak Hz. Ali’nin teklifini yine reddeden Muâviye, onun Hz. Osman’ın öldürülmesine göz yumduğu ve katillerini ordusunda barındırdığı iddiasını tekrarlayarak katiller teslim edilmediği takdirde savaştan başka bir şeyi kabul etmeyeceğini bildirdi. Bu cevabın ardından iki taraf arasında başlayan kısmî çatışmalar, Zilhicce ayının sonuna kadar devam etti. Muharrem ayında iki taraf arasında ateşkes kararı alınca yeniden elçiler gidip gelmeye başladı. Bu sırada Muâviye, gönderdiği bir heyetle, Hz. Osman’ın katillerinin teslim edilmesini, ayrıca Hz. Ali’nin halifeliği terk etmesini ve müslümanların şûra yoluyla başlarına bir emîr seçmelerini teklif etti. Böylece katiller teslim edilse bile Hz. Ali’ye biat etmeyeceğini bildirmiş olduğu için, anlaşma ihtimali ortadan kalktı ve muharrem ayından sonra taraflar savaş hazırlığına başladı.
Aynı zamanda Suriye sahillerinde Bizans’tan kalma tersanelerden yararlanarak ilk deniz birliklerini kuran Muâviye, 28 (648-49) yılında Kıbrıs üzerine bir donanma gönderdi ve ada barış yoluyla ele geçirildi. Kıbrıs yöneticilerinin anlaşmaya uymamaları üzerine 33 (654) yılında yapılan ikinci seferde Kıbrıs tekrar alındı ve buraya 12.000 kişilik askerî birlik yerleştirildi. Kıbrıs’a yerleştirilmiş olan bu birlik Muâviye’nin oğlu Yezid tarafından 680 yılında geri çekildi.
a. Müslüman Olması ve Hulefâ-yı Râşidîn Döneminde Muâviye Hicretten on beş yıl önce doğan Muâviye b. Ebû Süfyân, ailesinin diğer fertleriyle birlikte Mekke’nin fethedildiği gün müslüman olmuştu. Kız kardeşi Ümmü Habîbe bint Ebû Süfyân’dan dolayı Hz. Peygamber’in kayınbiraderi ve aynı zamanda kâtiplerinden biri olan Muâviye, Hz. Ebû Bekir döneminde Suriye üzerine gönderilen ordulardan birine kumandan tayin edilen ağabeyi Yezîd’in yardımcısı olarak görevlendirildi. 17 (638) yılında Hz. Ömer tarafından Ürdün ve civarının idaresine, bir yıl sonra da ölen kardeşi Yezîd’in yerine Dımaşk valiliğine getirildi. Hz. Osman zamanında 24 (645) yılında Filistin, el-Cezîre, Humus ve Kınnesrîn’in de uhdesine verilmesiyle Suriye genel valiliğine getirilen Muâviye bu görevini Hz. Osman’ın şehit edilmesine kadar (35/656) yürüttü. Bu uzun süre içinde kendisine bağlı güçlü ve disiplinli bir kara ordusu kurdu. Onun Habîb b. Mesleme kumandasında gönderdiği birlikler, Doğu Anadolu’da önce Şimşât ardından 33/653 yılında Kâlikalâ’yı (Erzurum) fethetti. Kâlikalâ’ya 12.000 kişilik muhafız birliği yerleştirildi. Onlara iktâ yoluyla araziler vererek burada kalıcı bir kuvvet olarak kalmalarını sağladı. Fetihten sonra Erzurum bir üs olarak kullanılmaya başlandı. Habîb b. Mesleme ayrıca, Bizans’ın eline geçmiş olan Malatya’yı yeniden fethetti (35/655-56).