Yakup Coşkunoğlu

Yakup Coşkunoğlu
@YakupTimur
Bu dönemde İttihatçılar’la muhalifleri arasında aşırı siyasîleşme yaşandı. Bir taraftan da grupların kendi içlerinde hizipleşmeler oldu. Orduya, memuriyete, mekteplere siyaset girdi. Devletin ve milletin çıkarları yerine partilerin çıkarları öne çıktı. Bu dönemde söylendiği iddia edilen “Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin” sloganı siyasîleşmenin nerelere vardığını gösterir. Siyasetin günlük ihtiyaçlarını karşılamak için hukuk ve devlet gelenekleri bir tarafa bırakıldı. Yapılması düşünülenler kanunlarla çakışınca Enver Paşa’nın söylediği “Kanun yokmuş! Yap kanun, var kanun!” sözü bu dönemdeki anlayışı gösterir. II. Abdülhamid’in özgürlüklere engel olduğu, istibdatla devleti yönettiği eleştirisiyle iktidara gelenler, zamanla daha sert bir yönetim tarzı uyguladılar. Eleştirilere kulak kapatılıp, muhalifler ezildi. Devlet işlerinde makul ortadan kayboldu, aymazlık arttı.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Meclisin açılacağı gün Ankara’ya 120 kadar mebus ulaşmıştı. Hacı Bayram Camii’ndeki Cuma Namazı’nda müthiş izdiham vardı. Namazdan sonra tekbirlerle Meclis’e doğru yola çıkıldı. Hacı Bayram Veli’nin üzerinde ayetler yazan sancağı ve Sinop Mebusu Hoca Abdullah Efendi’nin başı üzerinde taşıdığı yeşil örtülü bir rahlede Kur’an-ı Kerim ve Sakal-ı Şerif kalabalığın önündeydi. Fehmi Hoca yüksek sesle hatim duası okuduktan sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından kurdela kesilerek Meclis açıldı. İçeri giren bütün mebuslar sıralara oturmuştu. Hoca mebuslar Meclis’te hep bir ağızdan dua ediyor ve Buhari-i Şerif okuyorlardı. Bayraklarla süslenen kürsüye Hacı Bayram Veli’nin sancağı dikildi. Kur’an-ı Kerim ile Sakal-ı Şerif de kürsüye kondu.
Mehmet Çevik bir makalesinde zikrettiği 10 Mart 1920 tarihli bir İngiliz raporunda Nuri Paşa’nın şunları anlattığı yazar: “Bütün Türkler milliyetçidir. Biz haklarımızı arıyoruz, Türkiye’nin haklarını, başka bir şey düşünmüyoruz. Biz milliyetçiler sadece Türk Milleti için çalışmak istiyoruz... Biz milliyetçiler Türk’üz. Bütün gerçek Türkler’in yaptığı gibi Türkiye için ölürüz. Uyruğu ne olursa olsun her insanın kalbindeki derin düşünce milletinin düşüncesidir. Türkiye’ye iyi olan benim dostumdur, Türkiye’nin düşmanı olan benim de düşmanımdır. Halkımız için mücadele ediyoruz ve etmeye de devam edeceğiz. Şerefiyle ölmeyen insan, şerefsizce ölecektir. Türkiye iyi ise ben mutluyum, Türkiye iyi değilse ilk önce ben mutsuzum... Müslümanlar benim kardeşimdir. Müslümanlara yardım etmek istiyorum. Bağımsız bir Azerbaycan görmek istiyorum. Bugün Azerbaycan’ın bağımsızlığı tanınmıştır. Bugün onun için yapacağım bir şey yok, fakat ne zaman bir tehlike olursa yardıma koşacağım”.
Azerbaycan Türkleri, Kafkas İslâm Ordusu’nun kurulmasından kısa bir süre sonra 28 Mayıs 1918’de bağımsızlıklarını ilan edip, başkenti Bakü olan “Demokratik Azerbaycan Cumhuriyeti”ni kurdular. Bu yeni devlet Türk dünyasındaki ilk demokratik cumhuriyet denemesiydi. Fakat bu sırada Bakü, Ermeni ve Rus işgali altındaydı. Azerbaycan Milli Komitesi, Bakü’nün işgalden kurtarılması için 4 Haziran 1918’de Osmanlı Devleti ile bir dostluk ve iş birliği antlaşması imzaladı. Ancak antlaşmadan Rusya, İran ve müttefikimiz Almanya rahatsız oldu. Azerbaycan Milli Komitesi Başkanı Nesib Yusufbeyli’nin gayretleriyle İstanbul’a bir elçilik heyeti gönderildi. Heyet başkanı Nâki Keykurun, İstanbul’da devlet protokolüyle karşılandı. Enver ve Talât paşalarla yaptığı görüşmeler sonucunda Nâki Bey’e Azerbaycan’a askerî ve siyasi destek konusunda olumlu cevap verildi.
Ruslar’dan kalan silah ve mühimmatı ele geçiren Ermeniler’e karşı savunmasız durumda kalan Azerbaycan Türkleri, Osmanlı Devleti’nden yardım istediler. Bu gelişme üzerine Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın emriyle Kafkas İslâm Ordusu teşkil edildi. 5 Nisan 1918’de çıkarılan nizamnâmeye göre ordunun kurulma amacı Kafkaslılar’dan teşkil edilecek ordunun esasını oluşturmak, bunun için Kafkaslı askerlere eğitim vermek, Kafkasya’da İslâm’ın yüksek menfaatlerini, Hilafet’in hukukunu muhafaza etmek, Osmanlı Devleti’nin bölgeyle askerî ve siyasî bağını kurmaktı. Ordu zamanla bütün Rusya’daki Müslümanları da içine alacak şekilde büyütülecekti.