Hubyar’ın kerametleri saymakla bitmezdi. Yine günlerden bir gün Osmanlı Padişahı Sultan Murad 99.000 kişilik ordusuyla sefere çıktı. Ordu, günlerce yol yürüdü. En sonunda ordunun erzağı tükendi, asker açlıktan ölmek üzereydi. Tam bu sırada karşılarına üstü başı perişan dilenci kılığında biri çıkageldi. Sultan’a askerler için yemek bulacağını söylese de ona aldırış eden olmadı. Hiddetiyle bilinen sultan, şeyhin ısrarı karşısında “Haydi, bakalım derviş” dedi, “Ya devlet başa ya kuzgun leşe”. Ardından da “Askeri doyur da görelim. Doyuramazsan elimden kurtulamazsın.” diye de ekledi. Hubyar Sultan, abdest tazeleyip kazanın başına geçti. Üç gün boyunca bir kazanda her biri cennet taamı kırk çeşit yemek pişirdi. Bütün askerler yemekten yediği halde kazandaki yemek asla tükenmedi. Bunu gören Sultan Murad onun veliliğine şahitlik etti. Hubyar Sultan’ın temiz soydan geldiğine dair şeceresini yazdırıp altına mührünü bastı. Bu kutsal kazan yıllarca zaviyede kaldı, sonra sır oldu. Etrafındakiler adına bir Alevî ocağı kurdular. Günümüze kadar başta Tokat olmak üzere Yozgat, Sivas, Çorum ve Amasya’ya dağılan Beydili/Sıraç Türkmenleri onun erkânını sürdürdüler.