Yakup Coşkunoğlu

En büyük adam, reis, üstad, efendi, muhterem gibi anlamlara gelen Moğolca ece kelimesi Türkçeye ede olarak geçti. İşte muhterem bir insan olması sebebiyle asıl adı Balı/Bali’nin yanına ede de eklenip Şeyh Edebâli olarak ün saldı. O, Ede-Şeyh olarak da bilindi. Ayrıca ondan şeyh-i aziz, sahib-i kemâl, velâyetli, kerametli, derviş, zaviye sahibi gibi sıfatlarla da bahsedildi. Tahsil hayatına başladığı Karaman’dan sonra Şam’a giderek tanınmış âlimlerden ders aldı. Dönüşünde tasavvufa yöneldi. Baba İlyas’la nerede nasıl karşılaştığı bilinmezse de onun gözlerinden biri oldu. Sonunda da Baba İlyas’a bağlı bir Vefâî halifesi olup çıktı. Baba İlyas’ın isyanından sonra Selçuklulardan kaçıp izini tozunu kaybettirmek için henüz kurulmakta olan Osmanlı Beyliği topraklarına sığındı. Bilecik’e varıp bir zaviye bünyat etti. Hiç boş kalmayan zaviyesinde fukaranın her türlü ihtiyacını giderdi. Hatta onların iaşesi için koyun sürüleri besledi. Zaviyesinde her gün kazanlar dolusu yemekler hazırlanıp misafirlere ikram edildi. Zaviye aynı zamanda bir ilim ve kültür mahfiliydi. Öyle ki, Osmanlıların ilk kadısı ve müftüsü Tursun Fakih burada yetişti. Ertuğrul Gazi de şeyhi çok sevdi. Ona asla saygıda kusur etmezdi. Oğlu Osman’a da şeyhe nasıl davranması gerektiğine dair kısa ama etkili bir vasiyet bıraktı. “Bak Oğul!” dedi…
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Selçuklu baskısının artması üzerine Adıyaman (Hısnımansur) yakınlarındaki Kefersud bölgesinde Baba İlyas’ın halifesi Baba İshak isyan ateşini yaktı. Kimine göre bir Rum mühtedisi kimisine göre ise şaman özellikleri taşıyan bir şeyh olan baba, dervişane bir hayat sürüyordu. Bütün halk onu öylesine sevip bağlandı ki, yazdığı muskalarla karı-kocanın arasındaki sorunları bile çözüyordu. Bütün bunların yanı sıra bir taraftan da ülkedeki adaletsizlik ve haksızlıkları anlatıp Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev’e karşı cihat çağrısı yapıyor, Türkmenlere at ve silah satın alarak hazırlanmalarını emrediyordu. Kendisine katılanlara ganimet vadediyor, cihada katılmayıp muhalefet edenlerin ise kılıçtan geçirileceğini ilan ediyordu. En sonunda şartların olgunlaştığını düşünüp 1240 yılında huruc etti. Selçuklu kuvvetlerini üst üste yenerek Adıyaman’ı, Gergeri ve Kâhta’yı aldı. Baba İlyas’la birleşmek için Amasya’ya yöneldi. Fakat şeyhi Selçuklu askerleri tarafından çoktan öldürülmüştü. Bunun üzerine Selçuklu başkenti Konya’ya yürüdü. Selçuklu askerleri babaların kerametinden korkup karşılarına çıkmaya cesaret edemediler. Onların karşısına ancak tepeden tırnağa zırhlı Frank askerleri çıkabildi. Kırşehir’in kuzeydoğusundaki Malya Ovası’nda şiddetli geçen savaşta babalar zırhlı askerlere karşısında direnemediler. Baba İshak hayatını kaybetti.
Baba İlyas’ın soyu ve kerametleriyle ilgili bir eser kaleme alan torunu Elvan Çelebi’ye göre o, Dede Karkın’ın torunu ve halifesiydi. Muhtemelen dedesi Dede Karkın’la ya Moğolların önünden kaçan Harezmîlerle ya da Horasan’dan Kirman’a giden Oğuzlarla Anadolu’ya geldi. Yüzlerce halifesi bulunan Dede Karkın bunlardan Hacı Mihman, Bağdın Hacı, Şeyh Osman ve Aynüddevle gibi en has halifelerini torununun emrine verdi. Onlara dua edip nasiplerini göstererek Anadolu’nun irşadıyla görevlendirdi. Genç şeyh yanındaki has halifelerle Amasya yakınındaki Çat köyüne yerleşerek irşada başladı. Köy zamanla onun adını alıp İlyas olarak bilindi. Burada inşa ettiği zaviyesinde mensubu olduğu Vefâî tarikatını yaydı. O da diğer Türkmen babaları gibi henüz eski inançlarını koruyan ve okuma yazma bilmeyen Türkmenlere uygun bir tasavvuf anlayışı sunmaktaydı.
Dede, ölünce Mardin’deki zaviyesine defnedildi. Ölümünden sonra da etkisi devam etti. Adına bir Alevî ocağı kuruldu. Soyundan gelenler Dedekargınoğlu soyadını aldılar. Dedenin takipçileri Anadolu’nun dört bir yanında çerağını yakmaya devam etmekte olup Âşık Nevruz’a göre onun ünü sanı sadece Anadolu ile sınırlı kalmayıp dört bir yana yayıldı. Semerkand’ı Buhara’dan gözetti mi Seyyid Sultan Dede Kargın göründü Esdi İsfahan’dan Çin ü Maçin’den Seyyid Sultan Dede Kargın göründü
Asıl adı Numan olan Dede Karkın, Ebu’l-Vefâ’nın en önemli halifelerindendi. İslamiyet’i kabul eden Türkler din büyüklerini eskiden olduğu gibi yine ata, baba, dede diye çağırmaya devam ettiler. Günümüzde bile onların soylarından gelenler bu şekilde zikredilirler. Onlar sadece din büyüğü değil aynı zamanda aşiret reisleriydiler. Bizzat yönettikleri aşiretlerle önce Anadolu’ya, daha sonra Balkanlara gelip yerleştiler. 13. yüzyılın ikinci yarısında Türkmen boylarından Çepnileri Dobruca’ya götüren Sarı Saltık Dede bu duruma en güzel örneklerden biriydi. İşte Dede Karkın da Oğuz boylarından Karkınların hem dinî hem de siyasi lideri olarak onlardan bir kısmını Anadolu’ya getirdi.