Yakup Coşkunoğlu

“Kur’ân’ın hakkıyla anlaşılmasının ancak Sünnet sayesinde mümkün olduğunu vurgulayan bir diğer ifadesi de şöyledir: ‘Yakında Kur’ân’ın müteşâbih âyetleri konusunda sizinle mücadeleye girişen birileri ortaya çıkacak. Onların önünü Sünnetlerle alın. Zira Sünnetleri bilenler, Allah’ın Kitabını daha iyi bilir.’”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Zira Kur’ân’ın murâd-ı ilâhîye uygun tarzda anlaşılması ve hayata aktarılması ancak Sünnet ile mümkündür ve böyle olduğu için de Hz. Ömer (r.a.), “Re’y ancak Hz. Peygamber’in (s.a.v.) re’yidir. Çünkü ona Allah gösteriyor (öğretiyor)du. Bizlerin re’yi ise zan ve tekellüften ibarettir.” demiştir.
Ölümünün yakın olmasına yorduğu bir rüya gördükten sonra²⁰⁰ bir Cuma günü minberde, söz konusu rüyasını da dile getirdiği uzun bir hutbe irad etmiş ve bu meyanda şöyle demiştir: “Allah’ım! Seni, şehirlerin valileri üzerine şahit kılıyorum. Ben onları, oraların ahalisine ancak adaletli davransınlar, halka dinlerini ve Peygamberlerinin (s.a.v) Sünneti’ni öğretsinler… diye gönderdim.”²⁰¹ Buradan açık bir şekilde anlaşılıyor ki, Hz. Ömer (r.a), vilayetlere gönderdiği idarecileri, Din’in gereği gibi yaşanabilmesi için halka Sünnet’i öğretmekle de mükellef kılmıştır.
Hz. Ömer’in (r.a) Sünnet’e ittiba ve ona muhalefetten kaçınma konusundaki gösterdiği hassasiyeti aşağıdaki iktibaslarda da açık bir şekilde buluyoruz: i. “Ey insanlar! Sünnet’ten sonra hiç kimse, hidayet sanarak dalâlete kaymakta ve dalâlet sanarak herhangi bir hidayeti terk etmekte mazur değildir.”¹⁹⁸ Sünnet’in dinî ahkâmı, hiç kimseye mazeret bırakmayacak derecede beyan ettiğini ve bu yönüyle “hidayet”in kaynağı olduğunu vurgulayan bu ifadeyi Hz. Ömer’in (r.a) tutumu ile birlikte ele aldığımızda ortaya şu sonuç çıkmaktadır: Sünnet, dinî ahkâmın açıklanmasında ve uygulanmasında birey ve toplum için gerekli rehberliği yerine getirmiştir. Belki tek tek herkes bu rehberliğin bütün ayrıntılarından haberdar olmayabilir. Ancak bu eksiklik de ilim sahipleri ile istişare edilerek giderilecektir.
Hz. İbn Abbâs’ın (r.a) tefsirine verdiği önem konusunda bir diğer rivayeti de kendisi şöyle nakletmiştir: “Ömer, Sahâbe’nin büyükleri ile birlikte bana da (Kur’ân tefsiri konusunda) soru sorar ve ‘Onlar konuşmadıkça sen konuşma’ derdi. Bir seferinde Sahâbe’ye, ‘Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Kadir Gecesi (nin zamanı) konusunda “Onu son on gecenin teklerinde arayın” buyurduğunu biliyorsunuz. O gece hangi tektedir?’ diye sordu. Orada bulunanlardan birçok görüş sâdır oldu. Bana, ‘Neyin var, niçin konuşmuyorsun ey İbn Abbâs?’ dedi. ‘İstersen konuşayım’ dedim. ‘Seni buraya ancak konuşman için çağırdım’ dedi. Şöyle dedim: ‘Allah Teâlâ’nın “yedi” rakamını çokça zikrettiğini gördüm. Gökleri, yerleri, tavafı, cemre (şeytan taşlama) adedini¹⁶⁹ … hep “yedi” olarak zikretmiştir. Keza insanın “yedi” şeyden yaratıldığı zikredilmiş, rızkının da “yedi” şeyde olduğu haber verilmiştir.’ “Bunun üzerine şöyle dedi: ‘Söylediğin şeylerin hepsini biliyorum da, insanın “yedi” şeyden yaratılması ile rızkının “yedi” şeyde olması konusundaki görüşün nedir?’ Şöyle dedim: ‘Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ant olsun biz insanı, süzülüp çıkarılmış bir çamurdan yarattık.”¹⁷⁰ Sonra şöyle buyurmuştur: “Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe hâline getirdik. Sonra nutfeyi bir alaka yaptık; derken o alakayı bir mudğa kıldık. Sonra o mudğayı birtakım kemik yaptık. Derken o kemiklere bir et giydirdik. Sonra onu başka bir mahluk olarak inşa ettik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.”¹⁷¹ Ardından, “Sonra biz o suyu bol bol döktük. Sonra toprağı nasıl da yardık. Bu suretle orada ekinler bitirdik; üzümler, yoncalar; zeytinlikler, hurmalıklar, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler, çayırlar bitirdik” ayetlerini okudum ve şöyle devam ettim: “Burada geçen ‘ebb’ kelimesi, yerin bitirdiği, insanların