Yakup Coşkunoğlu

Şakīk şöyle dedi: “Ömer öldürüldüğünde Abdullah b. Mes‘ûd yedi gün içinde bize (Kûfe’ye) geldi. Bir hutbe irad etti ve şöyle dedi: ‘el-Muğîre b. Şu‘be’nin kölesi Ebû Lü’lüe, sabah namazını kılmakta olan Müminlerin Emîri Ömer’e saldırdı ve onu öldürdü.’ İbn Mes‘ûd böyle dedikten sonra ağladı; orada bulunanlar da onunla birlikte ağladılar. Sonra sözlerini şöyle sürdürdü: ‘Bizler Hz. Muhammed’in (s.a.v) ashâbı olarak toplandık ve en hayırlımızı, üstünlük sahibi olanı halife seçtik.’”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hz. Ömer (r.a), İbn Abbâs’a (61/680), namazda (kaç rekât kıldığı konusunda) şüpheye düşen kimsenin ne yapması gerektiği konusunda Hz. Peygamber’den (s.a.v) veya Sahâbe’den birinden herhangi bir şey duyup duymadığını sordu. Tam o sırada Abdurrahman b. Avf geldi ve ne yaptıklarını sordu. Hz. Ömer (r.a) durumu anlatınca şöyle dedi: “Ben Hz. Peygamber’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Biriniz namazında şüphe eder ve bir rekât mı yoksa iki rekât mı kıldığını bilmezse, kendisini bir rekât kılmış saysın. Eğer iki rekât mı yoksa üç rekât mı kıldığını bilmezse, iki rekât kılmış saysın. Şayet üç rekât mı yoksa dört rekât mı kıldığını bilmezse üç rekât kılmış kabul etsin ve sonra da namazı bitirdiğinde (teşehhütte) oturuyorken, selam vermeden önce iki kere secde etsin.’”
Ebû Saîd el-Hudrî’den (74/693) rivâyet edildiğine göre Basra valisi Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (50/679 veya sonrası) Hz. Ömer’i (r.a) ziyarete gelmiş ve içeri girmek için izin istemek maksadıyla kapıda üç kere selam vermişti. İçeriden izin gelmediğini görünce dönüp gitti. İşini bitirdikten sonra kapıdakinin içeriye alınmasını isteyen Hz. Ömer (r.a), onun gittiğini öğrenince arkasından haber gönderip çağırttı ve niçin geri döndüğünü sordu. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî (r.a), Hz. Peygamber’in (s.a.v), “Biriniz bir eve girmek istediği zaman kapıda üç kere selam versin. Cevap alamazsa dönsün” buyurduğunu işittiğini ve bu hadise imtisalen geri döndüğünü söyledi. Hz. Ömer (r.a), Hz. Peygamber’in (s.a.v) böyle bir şey söylediğine dair bir şahit istedi. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a), kendisinin de bu rivâyeti Hz. Peygamber’den (s.a.v) işittiğini söyleyince Hz. Ömer (r.a) durumu kabullendi.
Zikredilen rivayetlerin topluca değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan tespitleri şöyle maddeleştirebiliriz: Hz. Ömer (r.a), din konusunda şahsî görüşle hüküm vermenin yanlış bir hareket tarzı olduğunu belirtmiştir. Hidayet ve dalâletin ölçüsünün Sünnet olduğunu söylemek suretiyle Sünnet’in dindeki temel konumuna işaret etmiştir. Vilayetlere gönderdiği kamu görevlilerinin, önlerine gelen meseleleri önce Kur’ân’a arz etmelerini, aradıkları hükmü orada bulamazlarsa Sünnet’e yönelmelerini istemiş; esasen bu görevlilerin temel yükümlülüklerinden birisinin de halka Sünnet’i öğretmek olduğunu ifade etmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.v) yaptığı bir şeyi terk etmeme ve yapmadığı bir şeyi de yapmama konusunda hassas davranmıştır. Herhangi bir konuda hüküm vermeden önce, konuyla ilgili Nebevî bir talimat veya uygulama olup olmadığını araştırmıştır. Hakkında Hz. Peygamber’in (s.a.v) kavlî veya fiilî sünnetinin bulunduğundan haberdar olmadığı için farklı hüküm verdiği konularda, bilahare bundan haberdar olur olmaz kendi hükmünü bırakıp Sünnet’te belirtilen şekle rücû etmiştir.
Muhtemelen zinayla itham edilen bir câriye Hz. Ömer’e (r.a) gelerek efendisinin, kendisini ateş üzerine oturtarak cinsel organının yanmasına sebebiyet verdiğini söyledi. Hz. Ömer (r.a) câriyeye, itham edildiği fiili işleyip işlemediğini veya efendisine bu doğrultuda bir itirafta bulunup bulunmadığını sordu. Câriye olumsuz cevap verince adamı çağırttı. Câriyesini itham ettiği fiili işlerken görüp görmediğini sordu; adam görmediğini söyledi. Sonra câriyesinin kendisine bu konuda bir itirafının bulunup bulunmadığını sordu; adam yine olumsuz cevap verince şöyle dedi: “Nefsimi kudret elinde bulundurana yemin ederim ki, eğer Hz. Peygamber’in (s.a.v) ‘Kölesine yaptığı (kısas gerektiren) fiilden dolayı sahibinden ve çocuğuna yaptığı (aynı türden) fiilinden dolayı babasından kısas alınmaz’ buyurduğunu işitmiş olmasaydım sana kısas uygulardım.” Sonra adama halkın göreceği bir mekânda yüz kırbaç cezası uyguladı; câriyeye de bundan böyle hür olduğunu söyledi.