Yakup Coşkunoğlu

Sıla-i rahmin devamı için akrabaların birbirlerini ziyaret etmesini isteyen Hz. Ömer (r.a), Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’ye gönderdiği bir mektupta, bu işle bizzat ilgilenmesini yazmıştır.¹⁰⁰ Toplumun yanlış bilgilendirilmek suretiyle yanlış yönlendirilmesinin önüne geçmesi için, kendisine cevabını bilmediği bir şey sorulan kimsenin “bilmiyorum” demesini istemiştir. Bir keresinde Cübeyr b. Mut‘im (58/677 civarı) kendisine, cevabını bilmediği bir soru soran bir gruba, “bilmiyorum” demiş ve aralarından birisini kendisiyle birlikte gönderirlerse cevabını öğrenip kendisine söyleyeceğini belirtmiştir. Bunun üzerine aralarından birisini Cübeyr (r.a) ile birlikte gönderdiler. O da Hz. Ömer’e (r.a) gelerek durumu arz etti. Hz. Ömer (cevap verdikten sonra) şöyle dedi: “Âlim ve fakih olmak isteyen, Cübeyr b. Mut‘im’in yaptığı gibi yapsın. O, kendisine bilmediği bir şey sorulduğunda, ‘Allahu a‘lem’ dedi.”
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Toplumun temeli olan aile kurumunun gözetilmesi ve muhafazası da Hz. Ömer’in (r.a.) üzerinde hassasiyetle durduğu hususlardandır. Medine sokaklarında gezerken bir kadının sızlanmasını duymuş, sebebini sorunca kocasının aylardır cihad için evinden ayrı olduğu cevabını almıştı. Bunun üzerine kadının yanına, yalnızlığını paylaşması için bir diğer kadını gönderdi, iaşesini temin etti ve kızı müminlerin annesi Hz. Hafsa’ya (45/665) bir kadının kocasından ayrı kalabileceği azami süreyi sordu. Ondan aldığı cevaba göre ordu komutanlarına mücahidlerin belli periyotlarla evlerine gönderilmeleri talimatını verdi.
Nitekim Kûfe halkı hakkında, “İnsanların ileri gelenleri” tâbirini kullanmış ve “Onlar Allah’ın mızrağı, imanın hazinesi ve Arab’ın eşrafıdır…” demiş olması, yukarıda arz ettiğimiz hassasiyetin bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. “Yönetici olmadan önce ilim öğrenin” diyerek yönetim mevkiinde bulunacaklar için ilmin öneminin altını çizen Hz. Ömer’in (r.a), “Çocuklarınıza yüzmeyi ve biniciliği öğretin; onları hedefler arasında yürütün” şeklindeki talimatında/tavsiyesinde de yeni yetişen nesiller hakkındaki hassasiyeti dikkat çekmektedir. Boyalı elbise giymiş birini gördüğünde, “Bu boyalı ve süslü elbiseleri kadınlara bırakın (bu tür elbiseleri siz giymeyin, kadınlarınız giysin)” diye tepki göstermesi de, kültürel yozlaşma eğilimlerinin önüne geçme gayreti olarak anlaşılabilir. Güzel kokular sürünerek dışarı çıkmış bir kadını gördüğünde sopasıyla üzerine yürüyüp azarlaması da aynı tavrın bir uzantısıdır.
Sadece Medine içinde değil, civardaki yerleşim birimlerinde de günlük hayatın akışını denetlemiş, gördüğü aksaklıkları gidermiştir. İmam Mâlik’in (179/795) rivâyet ettiğine göre Hz. Ömer (r.a), her Cumartesi günü Medine dışındaki yerleşim birimlerine (avâlî) gider, bir köleye zorlandığı bir yük yüklendiğini görse, hemen müdahale ederdi.²³ Hz. Ömer’in (r.a) bu doğrultuda yürürlüğe koyduğu uygulamalardan bir diğeri de, Müslümanların özellikle akidevî konularda ihtilafa düşmelerine yol açabilecek gelişmeleri engellemek olmuştur.
Tüccarların ülke dışına açılarak Arabistan’da bulunmayan malları getirip satmalarını teşvik etmiş, böylece ticarî ve ekonomik hayatın canlanmasını arzu ettiğini belirtmiştir.⁸⁰ Günlük hayatın akışı içinde insanları, kendilerine belli sohbet ve arkadaş grupları edinerek toplumun diğer kesimlerini dışlayıcı bir tutum içine girmekten men ederek böyle bir gruplaşmanın, toplumun bölünmesine yol açabileceğini söylemiş, kendilerinden sonra gelenlere bölünmüş bir İslâm bırakmamalarını tembih etmiştir.⁸¹ Toplumsal barışın korunması adına gösterdiği hassasiyeti yansıtan şu örnek de burada anılmalıdır: Daha önce bir kişiyi hicvettiği için hapis cezası verdiği birisini salıverirken, bundan böyle şiir söylemekten uzak durması uyarısında bulunmuş, ancak muhatabının, aile efradının geçimini şiir söyleyerek sağladığını ve kendisinin de şiir söylemeden duramadığını söylemesi üzerine şöyle demiştir: “Öyleyse eşini metheden şiirler söyle ve ‘Şu şundan hayırlıdır’ demeyi bırak; methet, ama tafdil etme.”