Yakup Coşkunoğlu

Hacı Bektaş ve Anadolu’da bulunan diğer meslektaşlarının bütün bu faaliyetleri, bir iki asır içinde yavaş yavaş adap ve erkânıyla oluşacak olan Mevlevîlik, Bektaşîlik, Bayramîlik… gibi tarikatların da tohumu oldu. Her tohum gibi bir müddet toprak altında kaldı, çilesini tamamladı, sonra “iklim şartlarına” uygun olarak yeryüzüne çıktı, yine tabiat şartlarının elverdiği oranda dal budak saldı, çiçek açtı, gölge yaptı, meyve verdi. Birçok meslektaşı gibi Hünkâr Hacı Bektaş’ın hayat hikâyesinin detaylarına sahip değiliz. Kitaplarda anlatılan hayatı, menkıbelerle, bazen yazarların hayalleriyle/kurgularıyla örülü olduğu için, bazı tarihçiler bu tip şahsiyetlerin biyografilerini ele alırken genellikle iki ayrı başlık kullanmaktadırlar: Tarihî şahsiyeti, menkıbevî şahsiyeti.² Yani tarihî şahsiyeti hakkında bilgi az, menkıbevî şahsiyeti hakkında bilgi çoktur.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bursa’nın 1326’da gerçekleşen fethinde bulunan Geyikli Baba, mesleğini, meşrebini merak edip soran Sultan Orhan Gazi’ye şöyle diyecekti: “Baba İlyas müridiyim, Ebu’l-Vefa tarikatindenim.” İşte Yusuf Hemedânî’lerin, Ahmet Yesevî’lerin, Necmeddin Kübrâ’ların yaşadığı Buhara-Köhneürgenç-Merv bölgesinden Orta Anadolu’ya, o günkü adıyla Diyâr-ı Rum’a gelen Hacı Bektaş Veli böyle bir manzara ile karşılaştı: Selçuklu Devleti çökmüş, Moğollar duruma hâkim olmuş, Haçlılar yeni tuzaklar peşine düşmüş, Osmanlı devleti henüz kurulmamış, Beylikler arası rekabetler hızlanmış sıkıntılı bir geçiş dönemi… Sıkıntıları celâlî tecellî diye adlandıran sûfîlerin konu ile ilgili bir tespiti de şudur: Celâl icre cemâl vardır. Yani dikenin yanında gül vardır. Söz konusu celâlî afetlerin yanında cemâlî tecellîyi aynı yıllarda bu coğrafyada yaşayan Allah dostları temsil etmekteydi: Doğu’dan gelen adeta Moğollara alternatif Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Batı’dan gelen adeta Haçlılara alternatif Muhyiddin İbn Arabî, Anadolu’da yetişen Yunus Emre, Sadreddin Konevî, Âşık Paşa, Davud-i Kayserî…
1071’den sonra bu topraklarda yaşayan insanların gönül dünyalarını fetheden en kıdemli tasavvufî oluşumlardan biri de Vefâiyye’dir. 1107 tarihinde Irak’ta vefat eden Ebu’l-Vefa Bağdâdî’ye nisbet edilen Vefâiyye tarikatına mensup olan Baba İlyas’ın liderliğinde ayaklanan Türkmenler, Selçuklu ordusuyla durdurulamayınca başka ülkelerden paralı askerlere ihtiyaç duyulmuştu. Dolayısıyla, bazılarına göre 1240 tarihinden sonraki yılların “vatan hainleri” Vefâîlerdi, Babaîlerdi. Ama unutmamak lazım Osman Gâzî’nin kayınpederi Şeyh Edebali de Vefâî idi.
Müslüman Türk dünyasının en kıdemli tarikatının kurucusu 1167 yılında (veya biraz daha sonra) bugünkü Kazakistan’ın Yesi/Türkistan şehrinde vefat eden Ahmet Yesevî’dir. Manzum olarak kaleme aldığı Hikmet’ler ile etrafında bulunan ve çoğunluğu göçebe olan yeni Müslüman olmuş insanlara dinin temel ilkelerini, tasavvufun ana ıstılahlarını/terimlerini onların diliyle anlatmaya ve sevdirmeye çalışmıştır. İfade edilmelidir ki aynı yüzyılda bu bölgede tasavvufun yanında diğer İslâmî ilimler; tefsir, hadis, fıkıh, kelâm… alanında da mühim şahsiyetler yetişmiş, tesirleri bugüne kadar ulaşan önemli eserlere imza atmışlardır. İslâm Felsefesinin iki mühim şahsiyeti Farâbî ve İbn Sina da bu coğrafyanın insanıdır. Bir müddet sonra o iklimde doğan, daha sonra Anadolu’ya intikal eden Hacı Bektaş Veli, işte böyle bir ortamın yadigârıdır. Yani Ahmet Yesevî ve onun yolunu takip eden dostlarının manzumelerinden meydana gelen Divân-ı Hikmet’i okuyarak/dinleyerek bu “yol”a giren erenlerden bir tanesidir.

Yakup Coşkunoğlu

, bir kitap okudu
10/10
·142 syf.·
2026 24. kitabı
Mustafa Kara
9/10 · 11 okunma