Bursa’nın 1326’da gerçekleşen fethinde bulunan Geyikli Baba, mesleğini, meşrebini merak edip soran Sultan Orhan Gazi’ye şöyle diyecekti: “Baba İlyas müridiyim, Ebu’l-Vefa tarikatindenim.”
İşte Yusuf Hemedânî’lerin, Ahmet Yesevî’lerin, Necmeddin Kübrâ’ların yaşadığı Buhara-Köhneürgenç-Merv bölgesinden Orta Anadolu’ya, o günkü adıyla Diyâr-ı Rum’a gelen Hacı Bektaş Veli böyle bir manzara ile karşılaştı: Selçuklu Devleti çökmüş, Moğollar duruma hâkim olmuş, Haçlılar yeni tuzaklar peşine düşmüş, Osmanlı devleti henüz kurulmamış, Beylikler arası rekabetler hızlanmış sıkıntılı bir geçiş dönemi… Sıkıntıları celâlî tecellî diye adlandıran sûfîlerin konu ile ilgili bir tespiti de şudur: Celâl icre cemâl vardır. Yani dikenin yanında gül vardır. Söz konusu celâlî afetlerin yanında cemâlî tecellîyi aynı yıllarda bu coğrafyada yaşayan Allah dostları temsil etmekteydi: Doğu’dan gelen adeta Moğollara alternatif Mevlânâ Celaleddin Rûmî, Batı’dan gelen adeta Haçlılara alternatif Muhyiddin İbn Arabî, Anadolu’da yetişen Yunus Emre, Sadreddin Konevî, Âşık Paşa, Davud-i Kayserî…