Bu topraklarda yetişmiş en kıymetli yazarlardan hatta dünya edebiyatının gelmiş geçmiş en büyüklerinden biri bence kesinlikle Yaşar Kemal. Tabiatın hiç farkında olmadığımız yanlarını, görmediğimiz bütün o güzelliklerini yüreğimize işleyen, pastoral betimlemelerin ustası. Türkçeyi en güzel kullanan yazar. Kitaplarını sadece okumuyor adeta yaşıyorsunuz. İnce Memet’i okurken hiç görmediğim Çukurova’yı karış karış ezberlemiş, Torosları, Anavarza’yı çiçek kokularının arasında dört nala koşan atlarla gezmiş, dumanı tüten nane kokulu tarhana çorbasına kaşık sallayıp, ak petekli ballar yemiş, her kitabın sonunda imi timi belirsiz olan İnce Memet’i Toros dağlarında bir başına kimsesiz bırakmış gibi üzülmüştüm. Bir Ada Hikayesi’nde, Yaşar Kemal okumanın ne büyük bir zevk olduğunu yeniden hatırladım. Karşımda İda (Kaz Dağları) ışıl ışıl menevişlenen Ege Denizinde bir balıkçı teknesine binip ağ attım, balık tutup açları doyurdum, kıyafetleri lime lime olup çıplak kalmışlara giyitler diktim, komşularıma koca çınarın altında kahvaltılar hazırladım, mis kokulu kahveler içtim, çalıların altına girip menekşelerin kokusunu içime çektim, balığın köze damlayan yağının kokusu burnumdan gitmedi, levrek, mercan, kabak çiçeği dolması aşerdim…
İnce Memet serisi bu zamana kadar okuduğum en güzel kitaplar listemde ilk üçteydi ama dört kitaplık Bir Ada Hikayesi beni büyüledi. Bir Ada Hikayesi’nde 1.Dünya Savaşı bitmiş olsa da Lozan Anlaşması ile verilen mübadele kararı sonucu mübadele adı altında gerçekte sürgün edilen, doğup büyüdükleri topraklarını, dostlarını, mallarını mülklerini terk etmek zorunda bırakılan, açlık ve sefalet içinde kalan, kendilerine yaşayacak bir yer arayan, sonunda cennet gibi bir adada yaşamlarını yeniden kurmaya çalışan insanların her birinin ayrı ayrı hikayesini,