İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesi idi. İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkar etmeye çalışmak da geçiyordu.
Ona az bildiği bir sosyal sınıfın ruh dünyasını eğlenceli bir gençlik dili ile taşıyordum; beni dinlerken gençliğim onu zamanın önüne taşıyordu; benim aracılığımla çağımı, çağdaşlarımı bilmek onu kendi zamanını yaşayan insanlar arasında öne geçiriyordu.