Ne tuhaftı şu dünya! Birtakım maddi sebepleri bilinmekle beraber, daha önce bilinmeyen meçhullerden geliniyor, doğuluyor, büyünüyor, bir zaman bir arada haşır neşir olunuyor, birbirine alışılıyor, sonra yavaş yavaş dağılınıyordu. Bütün bunlar nasıl da ağır ağır, alıştıra alıştıra oluyordu. Ezellerden ebedlere bitmez, başı sonu olmayan bir yolculuk!
İnsanlar bugün ruhsal varlıklarını zenginleştirmeyi düşünecek yerde, öteye dünyayı düşünecek yerde, bu dünyada zengin olmak için birbirlerini paralıyorlar! Açlıklar, kıtlıklar oluyor; yalnız halkların başına gelmiyor bu, tek tek insanların da ruhsal açlık içine düştükleri oluyor. Canım olmadan ten olur mu? Onun için si z bırakın ölü canları da, bu dünyadaki canlardan biri olarak kendi canınızı düşünün ve kendinize hayırlısıyla bambaşka bir yol tutturun.
Güzellik nerededir? Diğerleri gibi ölmeye mahkum büyük şeylerin içinde mi, yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içinde bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeyler de mi?