Bir konuk üç kez ısrar edilmeden bir şeyi nasıl kabul edebilirdi? Bir yiyecek ya da bir içki bir defa ikram edildi mi konuğun kabul etmemesi beklenirdi.
Heyecandan nefesleri kesilerek bir töreni, bir şöleni beklerler sonra vaftiz ettikleri, evlendikleri yada gömdükleri insanı ve hayatını toptan unuturlar, tekrar her zamanki uyuşukluğa dalarlardı. Bu uyuşuklukdan da onları ancak yeni bir isim günü, yeni bir düğün kurtarırdı.
Zavallı atalarımız hayatta yollarını el yordamıyla arıyorlardı; iradelerine ne büsbütün hakim olabiliyorlar ne de onu büsbütün serbest bırakıyorlardı. Ama gene de hayatın zorlukları ve tehlikeleri karşısında saf tabi hayrete düşüyorlar ve bunların izahını tabiyatın dilsiz ve belirsiz hiyerogliflerinde arıyorlardı.